1 Mayıs 2012 Salı

Müminin İç Aleminin İlmi.

Yani tasavvuf, İslâm dininin ihsan kısmıyla ilgili ilimleri ve halleri hedefe aldı. İhsanı bizzat Hz. Rasulullah A.S. Efendimiz tarif buyurmuşlar ve dinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirtmişlerdir (Sahih-i Buharî, İman).
Hadis-i şerifin tarif buyurduğu ihsan hali, kalbin ihya edilmesi, gafletten uyanması ve manevi kirlerden arınıp Yüce Allah’ı müşahede edecek bir temizliğe ulaşmasıdır. Güzel kulluğun ve kurtuluşun temeli budur. Bunun yolu da manevi terbiyedir.

İhsan ilmi ve edebi, İslâm tarihinde bir disiplin içinde daha çok tasavvuf mekteplerinde okutuldu. Büyük veliler bu ilimde mütahassıs oldular, zirveye çıktılar. Onu isteyenlere öğrettiler. Herkes nasibi kadar bu ilimden ve ilâhî sevgiden istifade etti. Bu hizmet tarih boyunca böyle yapıldı.

Allah dostlarının işleri ortada, hizmetleri meydandadır. Veli de, fakih de dinin emrettiği ilimleri ihya için uğraşıyor.
Bütün İslâm alimleri bir bütünün parçalarıdır. İslâm aleminde fakihler fıkıh alanında, müfessirler tefsir sahasında, muhaddisler hadis ilimlerinde ve diğer alimler kendi dallarında nasıl büyük hizmetler gördü iseler, sufiler de dinin en önemli ilmi olan ihsan ilmi ve manevi terbiye alanında büyük hizmetler görmüşlerdir. Halen de görüyorlar.

30 Nisan 2012 Pazartesi

Cennette Uyku ve Ölüm yoktur.

Uyuyan kimse hareketsiz ve yarı şuur hâlinde olduğu için ölüye benzetilmiştir. Hattâ uykuya "yarı ölüm" veya "ölümün kardeşi" denmiştir. 

Nitekim Câbir (r.a)'ın rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e "Yâ Rasûlullâh, cennet ehli uyur mu?" diye sorulduğunda "Hayır uyumaz! Zîrâ uyku ölümün kardeşidir. Cennet ehli ölümsüzdür ve uyumaz." buyurmuştur.

Kur'ân-ı Kerîmde ise "O Allah ki, geceleyin sizi vefat ettirir, uyutur. Bununla beraber gündüz kazandıklarınızı bilir, tutar sonra sizi onun içinde ba'seder ki mukadder olan ecel tamamlansın..." (Sûre-i En'âm, âyet 60)


Uyku; bilhassa gece uykusu, bedeni dinlendirir. İnsanı sıkıntılarından, belli bir süre uzaklaştırır, sinir ve kaslardaki gerginlikleri giderir, vücutta bir rahatlama ve dinlenme meydana gelir. Uyku, yeme içme gibi bir ihtiyaçtır.
Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de
"Hem o Rabbindir ki, size geceyi bir libâs (elbise) yaptı, uykuyu bir istirahat, gündüzü de yeni bir hayât kıldı." (Sûre-i Furkan, 47)

"Uykunuzu bir dinlenme kıldık, geceyi de üzerinize bir örtü yaptık. Gündüzü ise maîşetiniz için çalışma zamanı kıldık." (Sûre-i Nebe, 9-11)

"Ve onun âyetlerindendir, gecede ve gündüzde uyumanız..." buyurulmaktadır. (Sûre-i Rûm, 23)

28 Nisan 2012 Cumartesi

Gül hangi dertlere devadır? Gülün şifaları nedir?

Gül Pek Çok Derde Deva… 
Osmanlı ve İslam dünyasında önemli yeri olan gülü tıp 
dünyası yeni keşfetti.
İşte gülün mucizevi faydaları;

Tıp dünyası gül mucizesini yeni keşfetti. Oysa Osmanlı 

ve İslam dünyasında gülün sağlık alanındaki kullanımı
çok yaygındı.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Ana
Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, gül yağı,
gül suyu, gül şerbeti, gül reçelinin, binlerce yıl çeşitli
hastalıkların tedavisinde ilaç olarak kullanıldığını aktardı.

5 yıldır bu alanda araştırma yapan Altıntaş, gülün
faydalarını sıraladı.

Gül suyu
-Ciltteki yaralanmalarda ve cilt hastalıklarının iyileştirilmesinde büyük etkiye sahip.

-Serinletici ve ateş düşürücü özelliği bulunmakta.
-Kırışıklıklara karşı ve yaşlanma etkilerini geciktirici özelliği var.
Gül yağı

-Çağımızın hastalığı strese karşı iyi geliyor.

-Osmanlılar’da gül yağı psikolojik tedavilerde kullanılmış.

-Gül yağı ile baş ovulduğunda baş ağrılarına iyi geldiği gözlenmiş.

Gül reçeli, şurubu ve şerbeti ise mide için bire bir.

Hazımsızlıkta, karaciğer hastalıklarında gül reçelinin tedavi
etkisi büyük.

26 Nisan 2012 Perşembe

Namaz kılan bir Müminin Günlük Zikr Sayısı.(rakamla)

5 vakit namaz kılan bir mümin günde ;
+40 besmele çekiyor
+40 Fatiha okuyor
+80 kez Er-Rahman diyor
+80 kez Er-Rahim,
+213 kez Allahu ekber,
+120 kez sübhane rabbiye'l azim,
+240 kez sûbhane rabbiye'l âlâ diyor
+15 kez Sûbhaneke okuyor
+40 kez semi allahu limen hamideh,
+40 kez Rabbena lekel hamd diyor
+40 kez Amin (ya rabbi duamı kabul et) diyor
+33 kez zamm-ı sure okuyor
+21 kez Ettehiyyatu ile peygamberimize selam gönderiyor
+21 kez kelime-i şahadet getiriyor
+26 kez meleklere ve müminlere selam veriyor
+13 kez Allahumme entes-selâmu ve minke's selamu tebarekte ya zel-celali ve'l ikram diyor
+13 kez Rabbena âtîna
+13 kez Rabbenağfirli okuyor
+15 kez Allahumme salli selavatını,
+15 kez Allahumme barik salavatını okuyor
+15 kez Euzubesmele çekiyor.

CİSMİN VE RUHUN LEZZET VE ELEMLERİ

Dünyada lezzet duymak ve elem çekmek iki şekildedir:

Birincisi cismin (nefsin), ikincisi ruhun lezzetleri ve acılarıdır. Cisme lezzet veren her şey ruha acı verir. Cismi inciten her şey ruha tatlı gelir. Ruh ile ceset, birbirinin nakizi, aksidir.


Fakat bu dünyada “ruh” cisim derecesine düşmüş, kendini cisme kaptırmıştır. Ruh cisim hâlini almış, ona (nefse) lezzet veren şeylerden lezzet duymağa ve cisme (nefse) acı gelen şeylerden elem duymaya başlamıştır. İşte avam, yani cahil halk böyledir. Tin suresinin, “Sonra onu esfel-i safiline (ruhunu en aşağı dereceye) indirdik.” mealindeki ayeti bu durumu göstermektedir.

Ruh, eğer bu esirlikten bu bağlılıktan kurtulmaz, kendi derecesine yükselmez, kendi vatanına kavuşmaz ise, ona yazıklar olsun!

İşte ruhun hastalıklarından biri acıyı lezzet sanması, lezzeti acı anlamasıdır. Onun bu hâli midesi hasta bir kimseye benzer ki, bu kimse safrası bozuk olduğundan tatlıyı acı sanır. Bu kişi nasıl tedaviye muhtaç ise, ruhu da bu hastalıktan kurtarmak akıl icabıdır. Ruhun tedavi edilerek cismin (nefsin) acılarından lezzet duyması, sevinmesi lâzımdır.

Dünyada eğer dert ve musibetler olmasaydı, dünyanın hiç kıymeti olmazdı. Dünyanın zulmetini, sıkıntısını, acı olaylar gidermektedir. Dertlerin acılıkları, bir hastalığı iyi edecek faydalı ilâcın acılığı gibidir.

O hâlde, hep cisim ve cesedimizin rahatını düşünen ve hep bunun peşinde koşan bizler, çok zor durumda bulunuyoruz. Zâriyât suresinde mealen, “İnsanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” buyruldu.

İbadet kalbin ve ruhun kırıklığı, kendini aşağı bilmesidir. İnsanın yaratılması, kendini hakir bilmesi, aşağı görmesi içindir. Bu dünya, Müslümanların cennetteki nimetlerine göre zindan mesabesindedir. Müslümanların bu zindanda zevk ve safa aramaları akla uygun olmaz. O hâlde, dünyada eziyet sıkıntı çekmeye alışmak lâzımdır. Burada mihnetlere katlanmaktan başka çare yok.

MEKTUBAT-I İMAM-I RABBANİ, 64. MEKTUP (sadeleştirilmiş özet)