20 Temmuz 2012 Cuma

HOŞGELDİN ŞEHR-Ü RAMAZAN

İslâm âlemini tatlı bir sevinç ve heyecana boğan, 11 ayın sultanı mübarek ramazan-ı şerif ayına erişmiş bulunuyoruz. Böyle müstesna bereket, rahmet ve mağfiret mevsimini idrak etmeyi nasip eden yüce rabbimize nâ-mütenâhî şükürler olsun. Bu vesileyle bütün okuyucularımın Ramazan aylarını tebrik ediyorum.
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden âzat olarak tarif edilen bu kutlu ayda; cennet kapıları ardına kadar açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır. Dolayısıyla bu durum şuurlu Müslümanlar için her zaman ele geçmez bir fırsattır. Eğer müminler bu ayda elde edebilecekleri imkanları ve füyûzatın bolluğunu tam olarak anlamış olsalar senenin bütün günlerinin ramazan olmasını temenni ederler.
Nitekim Hz.Peygamberimiz: (s.a.v.) "Recep Allah'ın ayı, Şâban benim ayım, Ramazan ise ümmetimin ayıdır." Buyururken bu gerçeği beyan etmiş, ramazan ayında yapılan bütün ibadetlerin diğer aylara nazaran çok daha makbul ve kat kat sevap olduğunu bildirmiştir.
Ramazan ayının fazileti ve İslam âleminde büyük bir heyecan ve hareketlilik meydana getirmesi; İslam'ın beş temel esasından birisi olan oruç'un bu ayda tutulması yanında, aynı zamanda Kur'an-ı Kerimin nazil olduğu ay olmasındandır.
Bu yüzdendir ki, hatimler, mukabeleler, teravihler ve irşat faaliyetleri bu ayda yoğunlaşır. Camiler, mescitler ve diğer sohbet yerleri dolup taşar. En önemlisi de cömertlik duyguları coşan Müslümanlar zengin iftar sofraları düzenleyerek, eş dost ve arkadaşlarıyla birlikte, fakir kardeşlerine de ikramda bulunurlar.
Güzel sesli, düzgün kıratlı imamlarımızın vakarlı olarak aşırı acele etmeden, usulünce kıldırdıkları kalabalık teravih namazları ise, Ramazan ayına has ayrı bir zenginlik ve heyecan unsurudur.
Oruç tutan müminlerin sahur vaktinde geceleyin kalkıp, bereketli sahur yemekleri de ayrı bir lezzet ve güzellik vesilesidir. Yani sırf Allah rızası için oruca niyet ederek ve kulluk vazifesinin idraki içinde sahur, iftar, teravih, mukabele, vaaz ve Kur'an hatimleri çok harikul-âde bir büyük İslam kültürüdür.                                                                          

18 Temmuz 2012 Çarşamba

UZAYA AÇILAN GİZLİ KAPILAR BULUNDU

Bilim adamlarının yeni keşfi, uzayda yolculuk çağını başlatabilir. Gizli kapılarda Dünya'dan Güneş'e kesintisiz yol var.
Iowa Üniversitesi araştırmacısı Jack Scudder, 'dünyanın manyetik alanında her gün yüzlerce kez açılıp kapanan gizli kapılar' buldu.
DÜNYA'DAN GÜNEŞ'E KESİNTİSİZ YOL
Scudder, bu kapıların zaman zaman uzun süre açık kalabildiğini ve 'gezegenimizden 93 milyon mil uzaklıktaki güneşin atmosferine kesintisiz bir yol oluşturduğunu' söylüyor.
X-noktası veya difüzyon alanı olarak adlandırılan kapılar, gök cisimlerinin manyetik etkisi ile oluşuyor. Kapıların 'görünmez, kararsız ve yakalanması zor' olduğu, herhangi bir uyarı vermeden açılıp kapandığı belirtiliyor. Kapılar açıldığında faal parçacıkları, yüksek bir hızda dünyanın atmosferinden güneşin atmosferine aktarabiliyor. Bu ise jeomanyetik fırtınalara yol açıyor.
Kapıları bulmanın şu anki tek yolu; Scudder tarafından keşfedilmiş bulunuyor. Scudder, NASA'nın Themis uzay aracı ve ESA'nın Cluster uydularından sağladığı bilgiyi kullanarak NASA'nın Polar uzay aracından gelen veriler arasında kritik ipuçları bulmuş.
2014'TE KAPILARI ALGILAYACAK ARAÇ, UZAYA GÖNDERİLECEK
Scudder, uygun donanıma sahip bir uzay aracının bu ölçümleri yapabileceğini ve kapıları algılayabileceğini söylüyor. NASA, Magnetospheric Multiscale adındaki görevi kapsamında böyle bir uzay aracını hazırlıyor ve onu 2014'de uzaya gönderecek. (Son Haberler)
KUR'AN OKUYANLAR İSE 1400 YILDIR BİLİYORDU:
(Hicr Suresi, 10-15)
‘’Çevir de gözünü semaya bak, bir çatlak, kusur görecek misin?” (Mülk-3)
‘’Ve (o gün) gök açılmış da, kapı kapı olmuştur!’’ (Nebe Suresi,19)
Evet, bu ayetler, Kur’an’ın Allah kelamı olduğunun ve asla bir insan sözü olamayacağının delillerindendir.
Zira çok yeni astronomik ve bilimsel çalışmalar ile ancak ortaya çıkan bir gerçek, bundan 1400 sene önce astronomi ve teknolojinin olmadığı bir zamanda yaşamış, okuma yazma dahi bilmeyen bir insanın
keşfi asla olamaz. O halde Kur’an, Allah’ın kelamıdır.

17 Temmuz 2012 Salı

BULUTLAR NE KADAR AĞIR ?

Acaba bulutların ağırlığı konusunda herhangi bir bilgiye sahip misiniz?
Belki de çoğumuz onları pamuk gibi çok hafif zannediyoruz.
Hâlbuki son yıllarda yapılan araştırmalar neticesinde bulutların ağırlığı konusunda çok şaşırtıcı rakamlar elde edilmiştir.
Örneğin, kümülonimbüs türü fırtına bulutunda, 300.000 ton ağırlığa ulaşan miktarda su toplanmaktadır.
Evet, Gökyüzünde 300.000 tonluk bir kütlenin direksiz düşürülmeden durdurulması gerçektende akılları hayrete düşüren bir durumdur.
Belki de ilk defa işittiğiniz bu bilginin bundan 1400 sene önce Kur’an’ da nasıl haber verildiğini dinleyelim
“Rahmetinin önünde rüzgârları bir müjde olarak gönderen O’dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız.”
(Araf Suresi: 57)
“O, size şimşeği korku ve umut olarak gösteren, (yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları (inşa edip) ortaya çıkarandır.”
(Rad Suresi: 12)
Elbette Kur’an’ın indirildiği dönemde insanların bulutların ağırlıkları ile ilgili bu bilgiye sahip olmaları mümkün değildir.
Kur’an ayetlerinde dikkat çekilen ve yakın geçmişte keşfedilen bu bilgi, Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğunun delillerinden biridir.

15 Temmuz 2012 Pazar

ALKOLDEN SOĞUTMAK İÇİN

Gece Gündüz içki içen bir kimseyi içkiden vazgecirmek için 
gömleğine veyahut herhangi bir elbisesine 1001 ihlasi şerif,, 313 ayetel kürs-i,, 1001 kerede salati münciyye  okunup o kişiye giydirilirse Allah'ın izni ile içkiden tiksinmeye baslar.Bir daha ağzına içki almaz.
1001 ihlas suresi
313 ayetel kürsi
1001 salati münciye okunacak

12 Temmuz 2012 Perşembe

MANTAR AĞACIN SIKINTISINI NERDEN BİLİYOR!!

Kökün iki tane vazifesi vardır. Birisi, ağacı ayakta tutmaktır. Diğeri ise, ağaca lâzım olan maddeleri topraktan almaktır.
Lâkin iğne yapraklı ağaçların (ardıç, çam gibi) yetiştiği topraklar, asit karakterli olduğundan, kök lâzım olan maddeleri topraktan alamaz. İşte ağaç bu sıkıntı içinde kıvranırken, Emr-i Rabbani ile bir mantar gider köküne yerleşir. Ağaca lâzım olan maddeleri onun için hazırlar ve ağaca takdim eder. Ağaçta bu iyiliğe karşı ürettiği şekerin bir kısmını ona verir.
 1- Mantar, ağacın bu sıkıntısını nereden biliyor? Elbette bilmesi mümkün değildir. Zira bilmek ilim sıfatının varlığı ile mümkündür. Mantar ise bu sıfattan yoksundur.
2- Haydi biliyor diyelim. Lâkin ona yardım etmek merhametin eseridir. Hâlbuki mantarın merhameti de yoktur.
3- Haydi merhameti de var diyelim, acaba kökün yapamadığı işi o nasıl yapıyor?
4- Ağaca lâzım olan maddeleri nereden biliyor? Hangi mektep de botanik okumuş?
5- Acaba, ağacın bu iyiliğin altında kalmayıp mantara şeker sunması onun minnettarlığının bir eseri midir?