27 Ağustos 2015 Perşembe

EVRAD-I BAHAİYYE

(Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahauddin k.s. hazretlerinin evrâdı)
Bu Evrâd-ı Şerif, hayırların, menfaatlerin celbi (temini-getirilmesi) ve kötülüklerin giderilmesi için okunabilir. Fakat unutmamak gerekir ki; günah veya dinen memnu’ ve mahzurlu olan birşey için okunmasında, dua kabul edilmeyeceği gibi okuyan da günahkâr olur, zarar görür.
“Şâh-ı Nakşibend hazretleri, ‘Bana bu evrâdı Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) âlemi mânâda öğretti. Her gece bana ders verip talim ederdi. Hatta yanında ezberledim’ buyurmuştur”. [Hamza bin Şemsad, Menbau’l-Esrar]
Ve yine aynı zat: ‘Evrâdın içinde ism-i Azam'ın 2 kere zikrolunduğunu ve bu ismi 40 kere tecrübe ettiğini söyleyerek, ne zaman ki kitabımda bu ism-i şerifin hangi yerde olduğunu beyan etmek murad ettiysem, her seferinde elim tutmaz, dilim lâl (konuşamaz) oldu. Anladım ki bu mevzuda bana izin verilmiyor’ demiştir.
Şeyh Ebu Ahmed (k.s.) şöyle buyurdu: ‘Evrâdın içinde bir ism-i şerif vardır ki, yer ile gök hazinelerinin kapıları bu isimle açılır’.
Muhammed Dımeşkî’den (k.s.) rivayet olundu ki, ‘Kim bu evrâdı hâlis bir niyet ile okursa, bedeninden bütün hastalıklar Allah Teala'nın izni ile kalkar’.
Bazı rivayetlerde ise Evrâd-ı Bahaiyye hakkında şu dikkat çekici açıklamaları görüyoruz:
‘Kim bu evrâdı okursa, Allah Teala ona nûr, hikmet ve yakîn ihsan eder. Sihirden, hasetten, nazardan korur; onun bütün sıkıntı ve üzüntülerini giderir. Ona izzet kapısı açılır’.
‘Bir kimse bu evrâdı okursa, ehl-i beyti arasında (ailesi içinde) kavgası olmaz, dirlik ve sevgi içinde geçinir. Ve onun üzerine nûrdan bir çadır kurulur, cinler ve şeytanlar o çadırı geçip eve giremezler’.
‘Her ne murad (hayırlı bir istek) için okunursa, Allah Teala'nın izni ile kabul olunacağı bildirilmiştir’.
Evrâd-ı şerifeler, bâhusus ayet ve hadislerden derlenmiş me’sûr duâlar, tazarrû, niyaz ve ilticalar, istiğfar, salavât-ı şerife, kelime-i tevhid ve sair zikirlerden ibarettir. Muhteviyatında geçen ezkârın fazileti-ecri-mükâfatı, Efendimiz’in (s.a.v.) hadisleri ve evliyaullah’ın (k.esrarahum) ifade ve icma’larıyla sabittir. Akıl ve hafsalanın alamayacağı derecede büyüktür. "Ehl-i zikrin yanında 70 bin rûhânî bulunur. Evrâd-ı Şerif okuyanın yanında, 700 bin rûhânî bulunur." [Amme Cüz'ü Tefsir Notları, s. 113] O bakımdan öyle meclisleri kaçırmamaya, oralardan gafil olmamaya gayret etmek gerekir.Okunmasının hikmeti: Maneviyat erbabının bâtınî yolda terakkisi içindir. Bütün tarikatlerde, bâhusus Nakşî tarikatında bu yolun büyükleri tarafından Evrâd-ı Şerife tilâvetine büyük ehemmiyet atfedilmiştir. Kıymetini bilmek lazım...

24 Ağustos 2015 Pazartesi

KASİDE-İ BÜRDE

1- Son nefeste iman ile gitmek için her Cuma gecesi okunur.
2- Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini rüyâ’da görmek için her Cuma ve Pazartesi geceleri Kasîde-i Bürde okunur. Bu şekilde hatm-i kebiri olan yüz bir (101) kere okuyan kişi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini rüyasında görür.
3- Uzun ve huzurlu ömür için okunur.
4- Rızık genişliği için günde on beş kere bir hafta boyunca okunur.
5- İstihare için yatsıdan sonra okunur.
6- Herhangi bir niyetle yatsıdan sonra üç kere okunursa; niyet ettiği şeyi rüyasında görür.
7- Makam, mevki ve rütbe için kırk bir gece üst üste okunur.
8- Stres ve sıkıntılar için her Cuma gecesi okunmalıdır.
9- Hastalıklardan Şifa için (en az) yedi kere okunmalıdır.
10- Bulaşıcı hastalıkların yayılmaması için kırk bir kere okunur.
11- Yüksek zekâ ve iyi bir hâfızaya sahip olmak için (Nisan yağmuru suyu, zemzem suyu veya herhangi bir su üzerine) üç defa okunur ve aç karna o sudan içilir.
12- Ticarette kâr etmek için bir hafta boyunca kırk bir kere okunmalıdır.
13- Cinlerin şerrinden korunmak için okunur.
14- Kendisine cin musallat olmuş kişinin üzerine okunur.
15- Deniz felaketlerinin olduğu zaman en az bir defa okunmalıdır.
16- Karada belâ, musibet, felaket ve kazalar olduğu zaman okunmalıdır.
17- Deprem anlarında okunur.
18- Mal ve mülkün muhafazası için okunur.
19- Mal ve mülkü tehlikelerden korumak için Cuma geceleri okunmalıdır.
20- İnsanlar arasında sevginin yerleşmesi için okunur.
21- Yolculukta sağ salim dönmek için okunur. Ve Maddi ve manevi bütün dertler için okunur.
 beyitler ne maksatla okunur
  • 1, 2, 3, numaralı beyitler kekemeliğin gitmesine vesiledir.
  • 4, 5, 6. beyit stres ve bunalıma şifa için vesiledir. Hâcet için okunur.
  • 9, 10, 11, zalim birine hakkı söylemek (ve tesirli olması) içindir.
  • 13, 14, 15. beyitler tevbe etmeye yardımcıdır.
  • 15, 16 ve 17. beyitlerin kötülüğü yok etmeye faydası vardır.
  • 24 ve 25. beyitler nefis ve şeytana galip gelmek için okunur.
  • 34’den 46. beyite kadar olan beyitleri savaşa giden kişi üzerinde taşırsa çok faydasını görür.
  • 69, 70 ve 71. beyitler düşmandan korunmak içindir.
  • 82 ve 83. beyitler zihin açıklığı içindir.
  • 84 ve 85. beyitler cinleri kovmak içindir.
  • 86, 87 ve 88. beyitler tarla ve bahçelerin bereketi için okunur.
  • 89 ve 90. beyitler güzel konuşmak içindir.
  • 108. beyit bağlı erkeği çözmek içindir.
  • 105. beyitten 115. beyite kadar olanlar zalimlere karşı okunur.
  • 116. beyitten 126. beyite kadar olan beyitler yolcuğun rahat geçmesi içindir.
  • 127. beyitten 134. beyite kadar olan beyitler hırsızdan korunmak içindir.
  • 140'tan 147'ye kadar olan beyitler, hastalıklardan şifa bulmak içindir.
  • 149, 150 ve 151. beyitler akrep ve yılan gibi zehirli hayvanlara karşı tesirlidir.
  • 152’den 163’e kadar olan beyitlerin ölü üzerinde çok faydaları vardır.  
  • Bu beyitler hangi maksatla okunursa okunsun salavât-ı şerife ile birlikte ve en az 10 veya 20 kereokunmalıdır.

20 Ağustos 2013 Salı

BERHETİYENİN MÜŞTERİNİN ÇOĞALMASI, BOLLUK VE BEREKET İLE İLGİLİ HAVASI

Berhetiyenin Bu İsmi (ترقب) Şerifini Cuma Günü Sala Vakti Bir Kağıda 7 Defa Yazılıp, Altına Surei Ali İmranın 37. Ayetini Aşağıdaki Vefkin Etrafına Yazılır. Öt Ağacı Ve Cavi İle Tütsüledikten Sonra İş Yerine Asan Kimsenin İşleri Ve Kısmeti Açılır Ve Oraya Pek Çok Müşteri Gelir.

28 Temmuz 2013 Pazar

ÇOCUK İSTEYENLERİN OKUYACAĞI ÂYET-İ KERÎMELER

 Âyet-i Kerîmeler üç kere okunur.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ. ﴿ وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِى الظُّلُمَاتِ اَنْ لَا اِلَهَ اِلَّا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَۚ ﴿

٨٧﴾ فَاسْتَجَبْنَا لَهُۙ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّۜ وَكَذَلِكَ نُنْجِى الْمُؤْمِنِينَ ﴾ [سورة الأنبيآء:٢١/٨٧-٨٨ 

“Zünnûn’u da hatırla.Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini aslâ sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde,“Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye duâ etti.” (88) “Biz de duâsını kabûl ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü’minleri böyle kurtarırız.”

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ. ﴿ هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُۚ قَالَ رَبِّ هَبْ ل۪ى مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً ۚاِنَّكَ سَم۪يعُ الدُّعَآءِ ﴿٣٨﴾ فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَآئِمٌ يُصَلّ۪ى فِى

الْمِحْرَابِۙ اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ  ﴿٣٩﴾ قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ى غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِىَ الْكِبَرُ

وَامْرَاَت۪ى عَاقِرٌۜ قَالَ كَذٰلِكَ اللّٰهُ يَفْعَلُ مَا يَشَآءُ ﴿٤٠﴾ قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓى اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ اِلَّا رَمْزًاۜ وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَث۪يرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِىِّ

وَالْاِبْكَارِ۟ ﴿٤١﴾﴾ [سورة آل عمران:۳/۳۸-۴۱­]

38.     “Orada Zekeriyyâ Rabbine duâ etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duâyı hakkıyla işitensin” dedi.

39.     Zekeriyyâ ma’bedde namaz kılarken melekler ona, “Allâh sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (‘Isâ’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahyâ’yı müjdeler” diye seslendiler.

40.     “Zekeriyyâ, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Allâh, “Öyledir, ama Allâh dilediğini yapar” dedi.

41.     Zekeriyya, “Rabbim! (çocuğum olacağına dâir) bana bir alâmet ver” dedi. Allâh da şöyle dedi: “Senin için alâmet, insanlarla üç gün konuşama-man, ancak işâretleşebilmendir. Ayrı-ca Rabbini çok an, sabah akşam tesbîh et.”

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ. ﴿ كٓهٰيٰعٓصٓ ﴿١﴾ ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ﴿٢﴾ اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَآءً خَفِيًّا ﴿٣﴾ قَالَ رَبِّ اِنّ۪ى وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ى وَاشْتَعَلَ الرَّاْسُ

شَيْبًا وَلَمْ  اَكُنْ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيًّا ﴿٤﴾ وَاِنّ۪ى خِفْتُ الْمَوَالِىَ مِنْ وَرَآئ۪ى وَكَانَتِ امْرَاَت۪ى عَاقِرًا فَهَبْ ل۪ى مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ ﴿٥﴾ يَرِثُن۪ى وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ

وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا ﴿٦﴾ يَا زَكَرِيَّا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍۨ اسْمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا ﴿٧﴾ قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ى غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ى عَاقِرًا وَقَدْ

بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا ﴿٨﴾ قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا ﴿٩﴾ قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ى اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ

ثَلٰثَ  لَيَالٍ سَوِيًّا ﴿١٠﴾ فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ﴿١١﴾

 [سورة مريم:۱۹/۱-۱۱­]

1.       “Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd.

2.       Bu, Rabbinin, Zekeriyyâ kuluna olan merhametinin anılmasıdır.

3.       Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.

4.       O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım duâlarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrûm olmadım.”

5,6.    “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyo-rum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Ya’kûb hânedânına vâris olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!”

7.       (Allâh, şöyle dedi:) “Ey Zekeriyyâ! Haberin olsun ki biz sana Yahyâ adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.”

8.       Zekeriyyâ, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” dedi.

9.       (Vahiy meleği) dedi ki: Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: “Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”

10.     Zekeriyyâ, “Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işâret ver”, dedi. Allah da, “Senin işâretin, sapa-sağlam olduğun hâlde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır” dedi.

11.     Derken Zekeriyyâ ibâdet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara “Sabah akşam Allâh’ı tesbîh edin” diye işâret etti.”

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ. ﴿ قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَآءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَآءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَآءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى

كُلِّ شَىْءٍ  قَد۪يرٌ ﴿٢٦﴾ تُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ﴿

٢٧﴾ ﴾ [سورة آل عمران:۳/۲۶-۲۷­]

26.   “De ki: “Ey mülkün sâhibi olan Allâh’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini azîz edersin, dilediğini zelîl edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”

27.   “Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölü-den diri-yi çıkarırsın, diri-den ölü-yü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”

﴿ رَبِّ هَبْ ل۪ى مِنَ الصَّالِح۪ينَ ﴿١٠٠﴾ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ ﴾ [سورة الصآفات: ٣٧/ ١٠٠-١٠١]

100.   “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”

101.   Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.”



"قُلِ اللّٰهُمَّ يَا عِمَادَ مَنْ لَا عِمَادَ لَهُ يَا سَنَدَ مَنْ لَا سَنَدَ لَهُ يَا ذُخْرَ مَنْ لَا ذُخْرَ لَهُ يَا غِيَاثَ مَنْ لَا غِيَاثَ لَهُ يَا كَر۪يمَ الْعَفْوِ يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ يَا كَاشِفَ

الْبَلٰٓاءِ يَا عَظ۪يمَ الرَّجَآءِ يَا عَوْنَ الضُّعَفَآءِ يَا مُنْقِذَ الْغَرْقٰى يَا مُنْجِيَ الْهَلْكٰى يَا مُحْسِنُ يَا مُجْمِلُ يَا مُنْعِمُ يَا مُفْضِلُ أَنْتَ الَّذ۪ي سَجَدَ لَكَ سَوَادُ اللَّيْلِ وَنُورِ

النَّهَارِ وَضَوْءُ الْقَمَرِ وَشُعَاُع الشَّمْسِ وَدَوِيُّ الْمَآءِ وَحَف۪يفُ الشَّجَرِ يَآ أَللّٰهُ لَا شَر۪يكَ لَكَ يَا رَبِّ يَا رَبِّ يَا رَبِّ !."

--- “Ey direği olmayanların direği! Ey dayanağı olmayanların dayanağı! Ey azığı olmayanların azığı! Ey yardımı olmayanların yardımı! Ey affı değerli olan! Ey günâhlara cezâ vermeyişi güzel olan! 

Ey belâları açan! Ey Kendisine büyük umutlar bağlanan! Ey zayıfların mededi! Ey boğulanların kurtarıcısı! Ey helâk olanları necâta kavuşturan! Ey güzellik sâhibi! Ey iyilik sâhibi! Ey ni’met sâhibi! Ey fazîlet sâhibi!

Gecenin karanlığı, gündüzün nûru, ay-ın ziyâsı, güneşin ışınları, suların sesi ve ağaçların hışırtısı ancak Sana secde etmektedir. Ey hiçbir ortağı bulunmayan Allâhım! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî!”

Dersin, sonra hâcetini istersin ve isteğin verilmeden de yerinden kalkmazsın.

"بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ، إِنَّ اللّٰهَ وَعَدَ الصَّابِر۪ينَ الْمَخْرَجَ عَمَّا يَكْرَهُونَ وَالرِّزْقَ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُونَ جَعَلَنَا اللّٰهُ وَإِيَّاكُمْ مِنَ اللَّذ۪ينَ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ

وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ)"

‘Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla! Allâh-ü Te’âlâ sabredenlere istemedikleri her şeyden kurtuluş ve ummadıkları yerden rızık vaad etmiştir. Allâh-ü Te’âlâ bizi ve sizi korkudan ve üzüntüden kurtarılmış kullarından eylesin’

21 Temmuz 2013 Pazar

KUR'AN-I KERİM 'DE ARAPÇA OLMAYAN KELİMELER

Kur'an-ı Kerim Arap lisanı üzere nazil olmuştur. Bir çok âyetlerde Kur'an Arabî olmakla tavsif edilir.
Resulullah, Kur'an'ı kavmine anlıyacakları açık bir lisanla okuyordu; bundan on beş asır evvelki Arap diliyle yâni Hicaz'da, Mekke'de konuşulan Kureyş diliyle ifade edilmiştir. Bunda hiç şüphe yoktur. Ancak şurası da bilinmelidir ki, arapça o devirde bir dildi, fakat muhtelif lehçeleri olan bir dil. Kur'an ise Kureyş lehçesiyle inmiştir. Çünkü Mekke bir kültür merkezi idi; arapçanın en güzeli orada konuşuluyordu.
Mekke hac mevsimiyle, Beyti Şerifiyle, birer edebi dernek olan Ukâz, Zül, Mecâz, Mecenne gibi panayırlarıyla Arapların kültür merkezi olduğu gibi aynı zamanda ticaret merkezi idi. Arap kafileleri, ticaret kervanları şimale, cenuba giderek başka yerlerle temas halinde idi. Şimale gelenler Bizans'a tabi olan Hıris-tiyanlarla temas ediyorlar, şimal doğuya gidenler İran Mecusileriyle görüşüyorlardı. Bu temaslarda kültür, medeniyet, edebiyat, vesaireye dair bilgi ediniyorlardı. Medeniyetin ve kültürün bir milletten başka bir millete geçişi temaslarla olur. Komşu milletler birbirlerinden görüp öğrenirler.Bu temaslar ve ticari münasebetler neticesinde Farsça ve Yunanca kelimeler Arapçaya girmiştir. En büyük kültür lisanıdır. Milletlerin birbirleriyle temasları neticesinde ilk müteessir olan lisandır. Aynı yol ile Arapçaya Süryanice, İbranice, hattâ Türkçe lûgatlardan da kelimeler girmiştir.Cenuba giden ticaret kervanları da böyle temaslar yapıyordu. Hatta ticaret merkezi olan Mekke'de az da olsa İranlı, Yunanlı, Mısırlı, Habeşli kimseler gelip oturuyorlardı. Şüphesiz bunlar Arapçayı öğreniyorlardı. Arapçaya da bir çok kelimelerin bu vesile ile girmesi tabii bir şeydir. Bütün bunlardan şu neticeye varırız: Mekke lisanı diğer Arap lehçelerinden bu giren kelimeler bakımından farklı idi. Onlarda bu yabancı dillerden giren kelimeler yoktu. Çünkü onlarda bu kelimelerin medlülleri, müsemmaları yoktu. Onun için aşağıda Kur'an'daki Arapça olmayan kelimeleri sayarken bir çoğunun Araplarda olmayan, bulunmayan, Arap hayatının tanımadığı şeylere ait kelimeler olduğunu göreceğiz. Temaslar neticesi giren bu kelimeler hac kafileleriyle yavaş yavaş kabileler arasına da yayılıyordu.
Mevzuatül-Ulûm bu hususta diyor ki:
"Vakta ki meselâ siyab-ı cenneti zikretmek vacip olduysa ve lâfzı müfred zikri siyabül-harir demekten evlâ olduysa lâfzı "İstebrak" zikrolundu. Zira, Arapta siyab-ı harir olmamağın anın için bir ismi müfred dahi vaz' olunmamıştır. Bunun gayrı dahi bu kıyas üzeredir."
Demek Arapçaya da başka milletlerin dillerinden kelimeler girmişti. Zaten yeryüzünde başka dilden kelime almayan tek bir dil var mıdır? Bugün birbirine yabancı saydığımız diller arasında müşterek kelimeler yaşamıyor mu? Hele bir guruptan olan diller arasında bunlar ne çoktur. Fransızca, İngilizce, Almanca ile Farsça arasında müşterek kelimeler ne kadar boldur. Bu dillerde Arapçadan alınma kelimeler de vardır. Türkçede Farsça, Farsçada Türkçe kelimeler çoktur. Böylece Arapçada da, başka dilden kelimeler mevcuttur. İslâmın geniş müsamaha ve ilmi hürriyet devrinin âlimleri bu kelimeleri tesbit etmişlerdir.
Mevzuatül-Ulûm bu bahsinde şöyle diyor:
"Arap/Aribe bazı harekât ve esfarda şâir elsine eshabı olan nâs ile ihtilat ve istinas eylemişlerdir. Ol cihetten anların lûğatından bazı elfaz ve kelimat kendilerin lisanı ile mahlut ve memzuç olup mabeynlerinde bu veçhile sâri oldu ki fasih mecrasına câri olup anları dahi muhaverât ve eş'âr ve edebiyatta istimal ve isbat eylediler, ol ecilden Kur'an-ı Azim'de dahi lûgat-ı mezbure idhal olunup ol veçhile inzal olundu... Böyle bir kaç kelimâti gayr-i Arabiyye-i kalileyi müştemil olmak Kur'an Arabî olmağa münafi değildir." 
Mevzuatül-Ulûm burada şu ince noktaya da işaret ediyor: ''Ve dahi bunun vukuunda hikmet budur ki Kur'an-ı Mübin, camii ulûmi evvelin ve âhirin ve
hâkii nehci mütekaddimin ve müteehhirindir. Bes anda cemi-i elsine ve lûgata işaret olmak gerektir.
Lâkin her lûgattan Ahef ve A'zebi ve Miyanı Arapta istimal cihetinden ekseri ihtiyar olunmuştur." İbni Nakîb, Hasais-i Kur'an'da şunu kaydeder:
"Kur'an bütün Arap dillerini, lûgatlarını havi olduğu gibi Rum, Acem, Habeş, vesair milletlerin lûgatlarından da çok şey ihtiva eder."
Umumî Peygamberin kitabında bilûmum dillerden kelimeler bulunmak yüksek bir remz taşır. Bu bütün insanlığı kucaklayan bir vahdet sembolüdür. Milletleri birleşmeye dâvettir.
Tacüddini Sübkî (H. 756/M. 1355) Kur'an'da vaki Arapça olmayan kelime-lerden yirmi yedisini bir manzumede toplamıştır. Sonra İbni Hacer (H. 852/M. 1448) 24 kelimeyi buna ilâve etmiştir. Süyutî de 60 kadar kelimeyi nazma çekip bunları tamamlamıştır. Hepsi yüzden fazla olmuştur.
Bu manzumelerin üçü de Mevzuâtül-Ulûm'un ikinci cildinde yazılıdır.
Kahire Şarkiyyat Enstitüsü Sami Diller Profesörü Ajeffery, 1938'de neşrettiği eserinde Kur'an'da 320 yabancı kelime çıkarıyor. Bunların üçte biri mevki isimleri ve şahıs adlarıdır. Alemler değişmez. Kalanın bir kısmı Sami dil-lerle kök maddeleri müşterektir. Telâffuz ayrılır. Ona göre Ednâ bir mülâbese ile dile girmiş yabancı kelime sayılanlar da vardır: Âyet, Errahman, Tefsif, Din, Rab, Kitab, Nebî, İlâh... gibi...
Yukarıda bahsi geçen manzumelerde İbni Hacer (Rahim) kelimesini, Süyutî
ise (Rahman, Melekût, Kâfir, Kayyum) kelimelerini Arapça olmayan kelimeler meyanında sayar.Ajeffery, tennür kelimesinin tandırdan olduğunu söylüyor. Kelime Akatça yani Türkçedir. Gassak, tennür kelimeleri gibi yakut, turab kelimelerini de Türkçe gösterirler. Bunları eski kaynaklar zikrederler.
Bu yabancı kelimelere bakarsak bir kısmı: Tur, Rum,Yahud, Mecusî, Tagut, Mısır gibi alemdir. Hâs isimdir. Onlar pek tabii değişmez. Bir kısmı: Süradık, Eraik, İstebrak, Sündüs, Sicil, Karatis, Esfar gibi cahiliyet hayatının tanımadığı şeylerdir. Bir kısmı: Selsebil, kâfur, zencebil, yakut, ebarık gibi bedevi hayatta bulunmayan şeylerdir.
İslâm uleması Kur'an'daki bu gibi kelimeleri tesbit etmişler, yabancı dil-lerden eskiden girip te Arapçaya karışmış, Arapçanın malı olmuş bulunduğundan Kur'an'ın istimal ettiği bu gibi kelimeleri, kabilelerin lehçelerinden olanları toplamışlar, onları gösterir eserler yazmışlardır. 

10 Temmuz 2013 Çarşamba

CİNLERİN ŞERRİNDEN EMİN OLMAK İÇİN

Aşağıdaki dua İmamı Gazali Hz'nin el-Afak adlı kitabında şöyle nakledilir.

Büyük İmam Zeynel Ağabidin Hazretleri: " Ben bu duayı okuduğum zaman bütün insanlar ve cinler alemi bir araya toplansalar bana zerre zarar veremezler. Çünkü ben bu duayı okuyunca Mevla'nı koruması altındayım" buyurmuştur.

Bu duayı sabah okuyan akşama kadar, akşam okuyan sabaha kadar korunmuş olur.

بِسمِ اللّٰهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
بِسْمِ اللّٰهِ وَبِاللّٰهِ وَمِنَ اللّٰهِ وَاِلَي اللّٰهِ وَعَلَي اللّٰهِ وَفِي سَبِيلِ اللّٰهِ اَللّٰهُمَّ اِلَيْكَ اَسْلَمْتُ نَفْسِي وَعَلَيْكَ وَجَّهْتُ وَجْهِي وَاِلَيْكَ فَوَّضْتُ اَمْرِي فَاحْفَظْنِي بِحِفْظِ الْاِيمَانِ مِنْ بَيْنِ يَدَيَّ وَمِنْ خَلْفِي وَعَنْ يَمِينِي وَعَنْ شِمَالِي وَمِنْ فَوْقِي وَمِنْ تَحْتِي وَادْفَعْ عَنِّي بِحوْلِكَ وَقُوَّتِكَ فَاِنَّهُ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ

ASİ ÇOCUKLAR İÇİN

* Aşağıdaki esmalar yazılır ve suya atılır,
* Yine aynı suyun üzerine 66 defa aynı isimler okunur.
* Bu sudan yiyecek ve içeceklerine katılır, elbiselerine serpilir.
* 21 gün içilmesinin büyük faydası olur,
* Yazmak mümkün değilse isimler 111 defa suya okunur.
* Yukarıdaki tertip sayılara riayet edilerek yapılır ise çocuktaki asilik kalkar ve ahlakı düzelir.

يَاشَهِيدُ , يَارَاُوفُ , يَامُقْسِطُ , يَاحَلِيمُ , يَاحَسِيبُ , يَامُصَوِّرُ

"Yâ Şehîdü, Yâ Raûfu, Yâ Mugsidu, Yâ Halîmu, Yâ Hasîbü, Yâ Musavviru"