4 Mayıs 2012 Cuma

CÜNNETÜ-L ESMA DAİRESİ


İsim:  ADSZ_1~1.JPG
Görüntüleme: 154
Büyüklük:  87,1 KB (Kilobyte)

şekilde görüldüğü gibi içiçe altı daire çizilir. Bu
dairelere eski savaşlarda kullanılan kalkan şekline benzediği için,
Cünnetül esma ''İsimlerin kalkanı'' denmiştir).
Cünnetül esma dairesi tenha, temiz ve güzel kokulu bir yerde,
misk, zaferan ve gülsuyu ile hayırlı bir ayda ve günde (Ayların en
hayırlısı Ramazanı şerif ayı, günlerin en hayırlısı Cuma günü,
gecelerin en hayırlısı Kadir gecesi, vakitlerin en hayırlısıda Seher
vaktidir). yazılmalıdır. 

Gusül abdesti alarak kıbleye karşı yönelerek otur ve dairenin
en dışına Ayetel Kürsiyi yaz.

İkinci daireye Kufi harflerini yaz. 

Bu şekiller birer harfi temsil etmektedir. Bir rivayete göre eski
Hint lisanına ait olduğu söylenmektedir.

Üçüncü dairenin içine Allah c.c. ın şu isimleri: 

Elmeliku Elazîmu elcebbâru Elmutekebbiru Elmuheymin
Elkahhâru Elaliyyu Elkebîru Elmuteâli Elkâdiru Elmuktediru
Elhakemu Eladlu Elhasîbu Elhakîmu Elhabîru Elazîzu
Elmuzillu Elmuntekimu. 

Dördüncü dairenin içine: 

Bismillâhirrahmânirrahîm. 

Beşinci dairenin içine

Ferdun Hayyun Kayyûmun Hakemun Adlun Kuddûsun.
Altıcı daireniniçine maksadına münasip Ayeti Kerime. Örneğin: 

Eve men kâne meyten feahyeynâhu
Dairenin ortasınada ''Evemen kâne meyten feahyeynâhü''
Ayetinin dörtlü vefkini yaparsın. 

Böylece Cünnetül Esma dairesi iki adet yazılıp tamamlanır.
Cünnetül Esma nın birini üzerine alıp, diğerinide suya ıslattıktan
sonra, 19 gün her farz namazın arkasından , maksadına münasip
olan Ayeti Kerime Esmalara ilave edilerek okunur ve okuma
günlerinde 19 gün suyunu içersin. Her 19 defa okumanın sonunda
da Cünnetül Esma duasını bir (1) defa okursan, Allah Teala nın
izniyle murat ettiğin şey hasıl olur.

Cünnetül Esma duası budur:

Bismillâhirrahmânirrahîm. Allâhüme inni eselüke bi fail
ferdaniyyeti ve ra-ir rububiyyeti ve dalid devamid deymumiy-
yeti ve ha-il hayatis sermediyyeti ve ya-i yenabibiul hikmetive
kafil kuryeti ve ya-il yusreti ve vavil vücühü ve mimil mülki ve
ha-il hukmi ve kafil Kibriya-i ve mimil melekuti ve aynil inayeti
ve dalid dirayeti ve sinis sekineti. Aksemtu aleyküm eyyühel
ervahir ruhaniyetin nuraniyyeti huddame hazihil Hurufi vel
ayatil izami vel esma-il müşerrefatil kirami illa ma ecebtüm
da'veti ve beraztüm kısmeti ve eseltüm fi kada-i haceti
feyezkuruha ve fi külleha yerdallahü ve fi salahi emri ve bi
hakki nuri vechillahil azimül a'zamü ve Kibriya-ihi ve
azametihi aleyküm iz la yesifül vasifüne künhü azametihi fe bi
hakkihi aleykümül inkiyadi fihi emertiküm bihi bi hakki esma-
ihil azimül a'zamü aleyküm ve bi hürmetihi ve kudretihi
ledeyküm barakallahü fiküm ve aleyküm . Ve kalu semi'na ve
ata'na ğufraneke Rabbena ve ileykel masir. Ni'mel Mevla ve
ni'men nasir. Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyül azim.
Ve sallallahü ala seyyidina Muhammed in ve alihi ve sahbihi
ecmeinet tayyibinet tahirin. Bi rahmetike ya erhamer rahimin.


Cünnetül Esma, Hazretleri Ali (k.v.)’nin devamlı okudukları isimlerden
oluşmaktadır. Bu isimler her muradın husulü, düşmanın kahrı, cin ve
insanların şerrinden korunmak gibi bir çok sırları ihtiva etmektedir.

TILSIM NEDİR VE HAVASTAKİ YERİ

Tılsım: Semavî birtakım güçlerin, arzî güçlerle birleşerek garip, olağandışı işler yapması şeklinde tarif edilir (et-Tânevî, Keşşâfu Istılâhâti’l-Fünûn, 2/927). Elmalılı Hamdi Yazır, tılsımın, Hz. İbrahim a.s’ın kavmi olan Keldanîler’in yaptığı sihir türü olduğunu söyler ve şöyle der: “Fikrimizce bu sihirde, tabiiyat ile ruhiyatın eski zamanlarda keşfedilmiş, birbiriyle ilişkili bazı garip özellikleri birleştirilerek uygulandığı anlaşılmaktadır.” (Hak Dini Kur’an Dili, 1/443) 

Ayın akrep burcunda bulunduğu sırada mühre kazıtılan akrep figürünün, kişiyi akrep ısırmalarına karşı koruyacağı, arkasını üstü açık olduğu halde aya doğru dönen hayvanların, ay ışığının arkalarına vurması sebebiyle öleceği… gibi hususlar semavî kuvvetlerle arzî kuvvetlerin belli bir tarzda bir araya gelmesi sonucunda oluşan tılsımlara örnek olarak zikredilmiştir. (İbn Hazm, el-Fısal, 5/101-102; Âlûsî, Rûhu’l-Ma’ânî, 20/120) 

İbn Hazm tılsım hakkında müşahedeye dayalı enteresan bilgiler verir ve şunları söyler: “Tılsım, eşyanın tabiatını değiştirme ve gözbağcılık değildir. Tılsımlar, Allah Tealâ’nın terkib ettiği birtakım güçlerdir ki, soğuğun sıcak ile ve sıcağın soğuk ile giderilmesi gibi, Allah Tealâ bu tılsımlar vasıtasıyla başka bazı güçleri ortadan kaldırır. (…) Tılsımların def’i mümkün değildir.” 

İsim:  adsız.JPG
Görüntüleme: 881
Büyüklük:  169,1 KB (Kilobyte)Semavî güçlerle arzî güçler arasındaki denge ve ilişki doğru biçimde kurulduğu zaman, tılsım garip hadiselerin oluşmasına yol açabilir. “Mıknatısın demiri, kehribarın saman çöpünü çekmesi ve sirkenin ittiği taş böyledir. Bu taş, içinde sirke bulunan kaba sarkıtıldığı zaman kaba girmez, dışına kaçar. Keza yağmur çeken taş da buna örnektir ki, bu taş Türkler arasında iyi bilinir.” (el-Îcî, el-Mevâkıf, 3/368)

1 Mayıs 2012 Salı

Yüzyıllardır Kullanılan İncir Sütü...

Bilim'in Yeni keşfettiği, Doğal Tedavi Yöntemi Olarak . Kullanılan İncir Sütü... İncir Sütünün Faydaları; - İncir sütü nasırların üzerine her gün sürülürse nasırlar zamanla kaybolur. -Siğilleri de sökmek için aynı şekilde kullanılır. - İncir sütü diş eti yaralarında dişlere sürülür. - Katarakt başlangıcında incir sütü balla karıştırılır, sürme gibi göze Çekilirse kataraktı giderir. - Kulağın etrafına sürülürse, kulak içindeki kurdu öldürür. - Taze incir, hardal ile lapa haline getirilir kulağa konulursa, kulak Uğultusunu giderir. - Dahili böbrek taşı kaldırır. - Kuduz bir köpek tarafından ısırmalarda veya akrepsokmalarından Kaynaklanan yaralarda toksik özellik göstermesi sebebiyle kullanılır. - Arı sokmalarında oluşan siğilleri ortadan kaldırır. Yılan sokmalarında da etkilidir. - Omurga üzerinde hafif masaj ile uygulanarak sıtmadaki titreme giderilir. - Bal ile karıştırıldığında; nezle başlangıcında gözlerde donukluğu kaldırır. - Çemen unu ile karıştırıldığında; gut hastalığı (Romatizmal bir hastalıktır. Sıklıkla ayak başparmağındaki iltihapla kendini gösterir). -Cüzzam yaraları, kaşıntı ve çiller için lapa şekline getirilerek kullanılır. - Çemen unu ve sirke ile karıştırıldığında tüy dökücü olarak kullanılır. - Ezilmiş acı badem ile karıştırıldığında; bir içecek olarak alındığında müshil Etkisi g österir.                 

İMAM-I RABBANİ VE MEHDİ'NİN GELİŞ TARİHİ

İmam Rabbani Hz. Mehdi'nin, Peygamberimiz (sav)'in vefatından 1000 (bin) sene geçtikten sonra, “bin ile ikinci bin YIL arasında” geleceğini bildirmektedir:
Ancak beklenen odur ki; aradan bin sene geçtikten sonra bu saklı devlet tecid edile (yenilene). Ona bir üstünlük verilip suyu bulması, arttırıla... Böylece kemalatin (faziletlerin, mükemmelliklerin) aslı zuhur edip onun zilletini örte.. Ve yüce bağlılığa değer veren Mehdi gelsin. Allah ondan razı olsun. (Mektubat-i Rabbani, 1/569)
Şeriatin teyit hasletleri, milleti tecdidi (yenilemesi) bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğuna adil şahid: İsa'nın (a.s.) Mehdi'nin (r.a.) bu bin içinde var oluşlarıdır. (Mektubat-ı Rabbani, 1/611)
Resulullah (s.a.v.)’ın ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (s.a.v.)'ın irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki: Şeriatin takviyesi, pek tamam şekliyle hasıl ola. Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi'nin gelişi de bunun içindir.
Onun mübarek kudumünü (gelişini), Hatem'ür-resül Resulullah (s.a.v.) müjdelemiştir. İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir. (Mektubat-i Rabbani, 1/440)
Peygamber Efendimiz (sav)'in vefatının ardından bin sene geçtikten sonra ikinci bin yılına girilir. İmam Rabbani Hazretleri’nin yukarıdaki izahlarına göre, Hz. İsa ve Hz. Mehdi, bu bin ile ikinci bin yıl arasında geleceklerdir.
Büyük İslam alimi İmam Suyuti'den yapılan rivayete göre, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, ümmetin ömrünün 1500 seneyi aşmayacağını bildirdiğini haber vermektedir:
Bu ümmetin ömrü bin (1000) seneyi geçecek fakat bin beşyüz (1500) seneyi aşmayacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 299) (Celaleddin Suyuti'nin "El-Kesfu Fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti El Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar"isimli kitabından nakil)
Buradan yola çıkarak İslam’ın hakimiyeti Hicri 1500’e kadar sürecektir diyenler olabilir. Fakat geleceği sadece ALLAH bilir. Bu konularda kesin konuşmak kişiyi hatalara götürebilir.
İmam Rabbani Hazretlerinin bu konuyu açıkladığı diğer bir sözünde de, Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışının yüzyıl başında olacağını belirtmiştir:
Zira onun (Hz. Mehdi'nin) zuhuru, yüz başlarında olacaktır. (Mektubat-ı Rabbani, 3/158-159))
Buradan yola çıkarak Hz. Mehdi'nin gelişi Hicri takvime göre 1500 yılından önceki asırlarda olabileceğini düşünebiliriz. Yani 1400 ya da 1300'lü yıllar olarak düşünebiliriz. 1300-1400 arası 1888-1980 li yıllar arası gibi gözükebilir.. Bazılar bunu 1980 sonrası olarak ta değerlendirebilir. Fakat böyle bir iddiada bulunmak GAFLET'in ta kendisidir. 1980 li yıllar ile 1880 li yılları karşılaştırdığımızda 1880 li yıllar islam dünyasının en karanlık günlerinin başlayacağı gizli hesapların yapıldığı dönem iken 1980 li yıllar ise tüm dünyada islam güneşinin yavaş yavaş aydınlandığı dönemdir.. 1980'lilere gelindiğinde Küfrün beli artık kırılmıştır.
İmam Rabbani Hazretlerinin yüzyılın başı tarifi göreve başladığı tarih mi yoksa dünyaya geldiği tarih mi onu Allah bilir. Belki de dünyaya geldiği tarih olabilir. Bazı kişiler kendi mehdiliklerini ilan edebilmek için göreve başladığı tarih olarak değerlendirebilir..
Peygamberimiz (sav)'in hadisinde bildirildiğine göre, İslam ahlakının hakim olduğu bir yüzyıl geçtikten sonra, yaklaşık bir yüzyıl da zulüm ve imansızlık hakim olacak, ve bunun ardından kıyamet beklenecektir (en doğrusunu Allah bilir):
Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Kıyamet, yeryüzünde Allah'a ibadet edilmeyen bir yüz sene geçmedikçe kopmaz. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiiyy-il Ahir Zaman, 92)
Büyük islam alimlerinden Ebu'l Faruk Silistrevi hazretlerinin: "Bu alem eski bir saraya benzer. Nasil ki eski bir saray tamir görünce ömrü uzarsa, din-i mübin-i Islam da ihya edilirse, kiyamet tehir olunur." sözü bize birtakım ipuçları da vermekte. İslam dini ihya edildiği sürece de kıyamet gününün erteleceğini haber vermektedir.
Buradan da anlaşıldığı gibi İslam ümmetine ÖMÜR biçmek bizim haddimiz değildir. Hizmetlere devam ettiğimiz sürece islam sancağı bu cihanda dalgalanacaktır. Hz. Mehdi üzerinden rant kazanmak isteyen çevreler ısrarla bir tarih ortaya koymakta ve rantları için de imam rabbani gibi büyük isimlerin adlarını anarak TAMAMEN KENDİ YORUMLARI ile kehanette bulunmaktadırlar.
Son not ise: Hz. Mehdi matematiksel hesaplarla şifrelerle bulunmaz. İnançla iman ile bulunur. Gerçekten iman edip, Allah yolunda cihad eden, onun kitabı için hizmetten hizmete koşan, kalpleri füyuzatı ilahi ile dolup dolup taşan yüreklere, eğer Allah nasip ederse onu tanımayı nasip eder! Allah istemediği sürece kimse Hz. Mehdi'yi tanıyamaz.
Hz. Mehdi geldiğinde ben mehdiyim demiyecek. O hizmetini yapacak. Ya da o geldiği gün herşey birden güllük gülistanlık olmıyacak. Küfür birden yok olmıyacak. Nasibi olmıyan onun varlığından bile haberdar olmıyacak. Hz. Mehdi Allah rasülünün varisidir.

Müminin İç Aleminin İlmi.

Yani tasavvuf, İslâm dininin ihsan kısmıyla ilgili ilimleri ve halleri hedefe aldı. İhsanı bizzat Hz. Rasulullah A.S. Efendimiz tarif buyurmuşlar ve dinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirtmişlerdir (Sahih-i Buharî, İman).
Hadis-i şerifin tarif buyurduğu ihsan hali, kalbin ihya edilmesi, gafletten uyanması ve manevi kirlerden arınıp Yüce Allah’ı müşahede edecek bir temizliğe ulaşmasıdır. Güzel kulluğun ve kurtuluşun temeli budur. Bunun yolu da manevi terbiyedir.

İhsan ilmi ve edebi, İslâm tarihinde bir disiplin içinde daha çok tasavvuf mekteplerinde okutuldu. Büyük veliler bu ilimde mütahassıs oldular, zirveye çıktılar. Onu isteyenlere öğrettiler. Herkes nasibi kadar bu ilimden ve ilâhî sevgiden istifade etti. Bu hizmet tarih boyunca böyle yapıldı.

Allah dostlarının işleri ortada, hizmetleri meydandadır. Veli de, fakih de dinin emrettiği ilimleri ihya için uğraşıyor.
Bütün İslâm alimleri bir bütünün parçalarıdır. İslâm aleminde fakihler fıkıh alanında, müfessirler tefsir sahasında, muhaddisler hadis ilimlerinde ve diğer alimler kendi dallarında nasıl büyük hizmetler gördü iseler, sufiler de dinin en önemli ilmi olan ihsan ilmi ve manevi terbiye alanında büyük hizmetler görmüşlerdir. Halen de görüyorlar.

30 Nisan 2012 Pazartesi

Cennette Uyku ve Ölüm yoktur.

Uyuyan kimse hareketsiz ve yarı şuur hâlinde olduğu için ölüye benzetilmiştir. Hattâ uykuya "yarı ölüm" veya "ölümün kardeşi" denmiştir. 

Nitekim Câbir (r.a)'ın rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e "Yâ Rasûlullâh, cennet ehli uyur mu?" diye sorulduğunda "Hayır uyumaz! Zîrâ uyku ölümün kardeşidir. Cennet ehli ölümsüzdür ve uyumaz." buyurmuştur.

Kur'ân-ı Kerîmde ise "O Allah ki, geceleyin sizi vefat ettirir, uyutur. Bununla beraber gündüz kazandıklarınızı bilir, tutar sonra sizi onun içinde ba'seder ki mukadder olan ecel tamamlansın..." (Sûre-i En'âm, âyet 60)


Uyku; bilhassa gece uykusu, bedeni dinlendirir. İnsanı sıkıntılarından, belli bir süre uzaklaştırır, sinir ve kaslardaki gerginlikleri giderir, vücutta bir rahatlama ve dinlenme meydana gelir. Uyku, yeme içme gibi bir ihtiyaçtır.
Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de
"Hem o Rabbindir ki, size geceyi bir libâs (elbise) yaptı, uykuyu bir istirahat, gündüzü de yeni bir hayât kıldı." (Sûre-i Furkan, 47)

"Uykunuzu bir dinlenme kıldık, geceyi de üzerinize bir örtü yaptık. Gündüzü ise maîşetiniz için çalışma zamanı kıldık." (Sûre-i Nebe, 9-11)

"Ve onun âyetlerindendir, gecede ve gündüzde uyumanız..." buyurulmaktadır. (Sûre-i Rûm, 23)

28 Nisan 2012 Cumartesi

Gül hangi dertlere devadır? Gülün şifaları nedir?

Gül Pek Çok Derde Deva… 
Osmanlı ve İslam dünyasında önemli yeri olan gülü tıp 
dünyası yeni keşfetti.
İşte gülün mucizevi faydaları;

Tıp dünyası gül mucizesini yeni keşfetti. Oysa Osmanlı 

ve İslam dünyasında gülün sağlık alanındaki kullanımı
çok yaygındı.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Ana
Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, gül yağı,
gül suyu, gül şerbeti, gül reçelinin, binlerce yıl çeşitli
hastalıkların tedavisinde ilaç olarak kullanıldığını aktardı.

5 yıldır bu alanda araştırma yapan Altıntaş, gülün
faydalarını sıraladı.

Gül suyu
-Ciltteki yaralanmalarda ve cilt hastalıklarının iyileştirilmesinde büyük etkiye sahip.

-Serinletici ve ateş düşürücü özelliği bulunmakta.
-Kırışıklıklara karşı ve yaşlanma etkilerini geciktirici özelliği var.
Gül yağı

-Çağımızın hastalığı strese karşı iyi geliyor.

-Osmanlılar’da gül yağı psikolojik tedavilerde kullanılmış.

-Gül yağı ile baş ovulduğunda baş ağrılarına iyi geldiği gözlenmiş.

Gül reçeli, şurubu ve şerbeti ise mide için bire bir.

Hazımsızlıkta, karaciğer hastalıklarında gül reçelinin tedavi
etkisi büyük.