9 Nisan 2016 Cumartesi

Muskayı Açtığınızda İki farklı şekilde bulablirsiniz !

     Birincisi; ekseriyetle içerisinde ya ‘Allah’ ism-i celâli veya ‘Rahmân, Rahîm vs. Esmâ-i Hüsnâ yahut Âyetü’l-Kürsi, İhlâs, Nâs, Felak sûreleri, nazar duası… gibi âyetler, hadislerde nakledilen dualar, evliyâullahın evrâd-ı şerifelerinden ibareler, kısacası dinen meşrû ve makbul ifadeler vardır.
İkincisinde ise; bid’at ehlinin, hokkabazların-şarlatanların yaptığı ve Müslümanlarla âdeta alay ettiği şeyler mevcuttur. Bir takım İbrânîve Süryânî isimler, karışık şekiller, karalamalar vardır. Efsanevî kişilerin adları-ünvanları, anlaşılmaz güya tılsımlı sözler, semboller, yıldızlar, rakamlar, rumuz ve işaretler, insan ve hayvan resimleri ile garip harf şekilleri de yazılıp çizilmiştir. Binaenaleyh sûre, ayet, hadis ve duaların yazıldığı muskalar sahih; diğerleri ise, bâtıl inanç ve hurâfelere aittir.Ve bu işlerle meşgul olan şarlatanlar, bunların karşılığında da hatırı sayılır paralar almaktadırlar!
Kısacası birçok muskayı açtığımızda içerisindeki şeylerin bid’at ve dalâlet erbabı, heva-yu heves ehli tarafından uydurulan şeyler olduğunu görürüz. Bazılarındaysa el veya göz resimleri çizilidir. Velhâsıl tam bir istismar vesilesi olan bir alan… Bunlara kanmamak, tuzaklarına kapılmamak, böyle bir şeye ihtiyacımız varsa şayet, bunu da İslâmî usule-sünnete uygun tarzda yapmak lazım! Bilinen-bildirilen umumi tavsiye ve reçetelerden şaşmamak gerek.Dalkavuk ve sahtekâr olan, kendisinde olmayan bir takım halleri kendisinde varmış gibi gösteren büyücüler piyasada yaygındır. Kalpleri nasıl büyülüyor? Saf, zayıf akıllı insanları kendilerine nasıl musahhar ediyorlar? Kendisinin ilim ve hikmet sahibi salih bir insan olduğunu, hatta ismi azam-ı bildiğini, dualarının kabul olduğunu, levh,i mahfuzu okuduğunu ve insanların hallerini keşif ettiğini, kendisine itiraz edeni isterse bir bakışla taş gibi edeceğini söyleyerek ve hatta cinlerin kendi emrinde olduğunu, cinlere bazı yapılması zor olan işleri yaptırdığını, bazen işaret ve bazen açıktan kendisinin veli olduğunu veya ilerde veli olacağını söyleyerek saf ve kabiliyeti az olan kişileri kendisine musaharederek dolandırıcılık yapar ki, dolandırıcılık ve sihrin ekserisi bununla alakalıdır.

21 Mart 2016 Pazartesi

Melekler

Melekler: Madde ötesi ruhsal varlıklar olan meleklerin hayatı doğrudan Allah’ın (c.c.) el-Hayy esmâsına bağlı olduğundan yemez, içmez, havayı solumaz, uyumaz, yorulmaz, evlenmez, üremez, hastalanmaz, yaşlanmaz ve kıyâmete kadar yaşarlar. Öfke, şehvet ve benlik gibi nefsânî duyguları olmadığından aralarında tartışmaz, Allah’a (c.c.) âsi olmaz, emrolundukları şeyi hemen yapar ve bizim havayı soluduğumuz gibi sürekli Allah’ı (c.c.) hamd ile tesbih (zikir) edip mânevî feyizler ve ruhsal zevkler alırlar.Allâhü Teâlâ buyurdu (meâlen): “Ve şüphe yok ki sizin üzerinizde (her yaptığınızı görüp zapteden) hafaza melekleri vardır. Kirâmen Kâtibîn (her biri Allah katında, mükerrem, vazifelerinde kusursuz kâtipler, dürüst hak yazıcılar) vardır. Ne yapıyorsanız bilirler.” (İnfitâr sûresi, âyet 10,11,12).Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
“Her mü'mine onu gücünün yetmeyeceği tehlikelerden korumak üzere yüz altmış melek vazifelendirilmiştir. Bunlardan yedi melek, sıcak günde bal kâsesini sineklerden korur gibi gözü zararlardan korur. Eğer siz şeytanları görebilseydiniz, her yerde onları ellerini ve ağızlarını açmış oldukları halde insanlara zarar vermek için beklediklerini görürdünüz. Eğer kul kendi başına bırakılsaydı, şeytanlar onu kapıverirlerdi.Câbir bin Abdullah (r.a.) rivâyet etti: Âdem Aleyhisselâm yeryüzüne indirildiğinde Cenâb-ı Hakk'a:
“Yâ Rabbi, Şeytanla aramda düşmanlık kıldın. Eğer bana yardım etmezsen ona güç yetiremem” diye ilticâ etti. Cenâb-ı Hak: “Senin her doğan evladına -korumak üzere-bir melek vazifelendiririm” buyurdu.
Hazret-i Âdem: “Yâ Rabbi, artır” dedi.
“İşledikleri bir suçu bir günah olarak yazarım, işledikleri bir iyi amelin sevabını ise on sevaptan dilediğim kadar katlayarak yazarım” buyurdu. Hazret-i Âdem yine:
“Yâ Rabbi, artır” deyince,
“Ruh cesedde olduğu müddetçe tevbe kapısını açık tutarım” buyurdu. (İhyâu Ulûmiddîn).

17 Mart 2016 Perşembe

Berhetiyye

Gizli sırların öğrenilmesi.manevi sıkıntıların gitmesi.ruhi varlıkların zararlarının önlenmesi,maddi bolluk ve bereketin gelmesi için..ve daha birçok konularda havas alimleri tarafından terkip olarak havas iksiri kabul edilen berhetiyye ''ayın menzillerine'' uygun zaman seçilir hacet ve isteklere göre (5-7-21 terkibinde) okuma yapılır.beş vakit namazın arkasından sonra okunursa tesiri daha çabuk olur.Alimler, Berhetiye duası hakkında, gizli sırlarla dolu hazine, kırmızı yakut, diye yad etmişlerdir Nice alimler ve arifler de bu hazineden faydalanmışlardır Bereket ve tesiri çok yüce olan bu mübarek isimlere şeytanlar,cinler, ifritler baş kaldıramazlar Ruhani ilimlerin temeli bu mübarek isimlerdir Berhetiyye, Süleyman Aleyhisselam’ın tahtının dört bir yanında yazılı idi En son kelimesi olan “Şemhahir” ism-i celili ise mührüne işlenmişti Berhetiyye’nin manevi gücü ile Süleyman Aleyhisselam, kurtları, kuşları, cinleri hükmü altına almıştı Esmâü'l-Berhetiyh Adedleri ve Adâbına göre okunulduğu zaman ruhaniyetleri celbeder Lâkin gereksiz ve boş yere özellikle gösteriş amaçlı, şişe devirme, eşyaları hareket ettirme, bir yerden bir yere tayy-i mekân yapma gibi amaçlarla kullanılırsa manevi cezâsı vardır Bu tür Esmâlar ancak ihtiyaç halinde bir hastayı veya bir zorda olan kişiye sadece Allah rızası yardım amaçlı adedine, menzil ve saatlerine göre okunulmalıdır Esmâ-i Berhetiyh; 28 Esmâ'dan oluştuğu çoğu kimseler tarafından bilinmekte olup, 28 harf ve menzille sabitlik kazanır Toplam adedi "18587" olup genelde Üçlü Vefk'i yapılarak kullanılmaktadır 

2 Eylül 2015 Çarşamba

CENNET NEDİR VE NEREDEDİR ?

Sekiz Cennet vardır ve Cennetin biri yedi kat göklerden ve arzdan daha geniştir. Günümüze kadar tesbit edilebilen ve henüz ışıkları dünyaya yansımayan yıldızların tümü göklerdedir.
Yedi kat göklerden sonra Hazret-i Cebrâîl'in ve ona bağlı olan meleklerin yeri ve makamı olan "Sidre-i Müntehâ" vardır. Sidre-i Müntehâ, yedi kat göklerden çok daha geniştir. 
Sidre-i Müntehâ'dan sonra Cennetler âlemi başlar. Sidre-i Müntehâ'ya en yakın olanı Cennet-ül Me'vâ ve en uzaktaki Firdevs Cenneti'dir.
Cennetlerin genişliği akıl ve hayâl duygularının çok ötesinde ve matematiksel oranlara ve rakamlara sığmayan büyüklüktedir. Bu nedenle Cennete en son girenlerin de, dünyanın on katı genişliğinde yerleri ve makamları olacaktır.
Cennet istikrar yeridir. Gece, gündüz, hafta, ay ve yıl gibi zaman ölçüleri olmayacak ve her şey sürekli aynı halde kalacaktır.
Ölüm, yaşlılık, hastalık, sıkıntı ve ruhsal bunalım gibi haller olmayacak ve insanlar Cennete girerken yaşadıkları ruhsal ve duygusal zevkleri sürekli ve aynen yaşayacaklardır.
Kadın ve erkek otuz üç yaş görünümünde olup iç ve dış organlarda hiç bir değişiklik olmayacağı gibi, saç traşı ve tırnak kesme külfeti de olmayacaktır.
Yalnız, bülûğ çağından önce vefat eden çocuklar, öldükleri yaşlarındaki görünümde kalacaklar ve Cennette annelerinin, babalarının yanlarında oynayacaklardır.                                                                  
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor: 
Cennet gökte ve cehennem yer (in merkezin) dedir. (Deylemî) İster dünyada, ister uzayda, ister ayda ve ister Samanyolu’nun merkezinde olalım, bulunduğumuz yerin üst tarafına gök denir. İşte cennet yedi kat göklerin üzerinde ve madde âleminin ötesindedir. 
Yüce Allah buyuruyor: 
Andolsun ki onu (Hz. Muhammed Cebrâil’i) Sidret-ül-Müntehâ’nın yanında bir defa daha görmüştü. Cennet-ül-Me’vâ’da onun yanındadır. (Necm -13 -14 -15) 
Milyarlarca galaksinin içinde bulunduğu yedi kat göklerden sonra Sidretü’l-Münteha ve ondan sonra cennetler âlemi başlar. Sidret-ülMünteha’ya en yakın olanı Cennet-ül-Me’vâ’dır.
Yüce Allah buyuruyor:
Canların her istediği ve gözlerin zevk duyduğu her şey orada (cennette) vardır ve siz orada sürekli kalacaksınız. (Zuhruf - 71) Toprak maddelerinden, besin maddelerine, sonra kana ve üreme hücresine dönüşen insan, ana karnından küçücük bir bebek şeklinde bu fâni dünyaya gelir.
Kısa, kısıtlı ve geçici bazı mutluluklar dışında bu fâni dünyada huzur bulup tatmin olamayan, yaşlılığında hastalıklarla boğuşan, ölüm yatağında ecel terleri döken, kabirde sıkılan, mahşerde bunalan ve sıratta yanan insan, Ancak cennete girdiği an bütün hayâlleri gerçekleşecek ve her açıdan mutlu olup ruhsal huzura ve ölümsüz hayâta kavuşacak. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Orada (cennette) gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin kalbine (hayâline) gelmeyen güzellikler vardır. (Buhârî)

28 Ağustos 2015 Cuma

CİNLER ALEMİ

    Yüce Allah buyuruyor: Cinleri de (insanlardan) önce, nâr-ı semûm’dan yarattık. (Hicr - 27)                       Arapça bir kelime olan nar, Farsça ateş ve Türkçe aşırı derecede ısı, sıcaklık demektir. Semûm ise çok sıcak esen yel yani hareket eden hava (gazlar) demektir. 
    Yüce Allah buyuruyor: Cinleri nâr’ın mâricinden yarattık. (Rahman - 15) 
    Mâric zıt anlamlı bir kelime olup, hem saf hem karmaşık anlamına gelir. Bu iki âyette, cinlerin aşırı derecede ısıdan yani saf ya da karmaşık gaz halindeki atomlardan yaratıldığı bildiriliyor.
    Cinler neden gaz halindeki kızgın atomlardan yaratıldı?
    Madde âleminin temel yapı taşları atomlardır. Bu nedenle bitki, hayvan, insan, dünya, ay, güneş ve yıldızlar dâhil, madde âlemindeki bütün varlıklar atomlardan yaratıldığı gibi, tabii olarak cinler de atomlardan yaratıldı. Ancak cinlerin yaratıldığı dönemde dünya aşırı derecede kızgın gaz halinde olduğu için Yüce Allah onları kızgın gaz halindeki atomlardan yarattı ve yeryüzüne halife kıldı.
    Cinler hâla kızgın gaz halinde mi? Hayır! Toprak maddelerinden yaratılan insanlar toprak halinde olmadıkları gibi, kızgın gazlardan yaratılan cinler de, kızgın gaz halinde değildir. 
    Cinler de insanlar gibi akıllı ve bilinçli varlıklar oldukları için Yüce Allah onları yeryüzüne halife yapmış ve halifelikleri Hz. Âdem dönemine kadar devam etmiştir.Kızgın gazlardan yaratıldıkları için havadan hafif olan cinler, diledikleri zaman yerçekiminden kurtulup uzaya çıkabilirler. Hatta Peygamberimizden önceki dönemlerde birinci kat göğe kadar çıkıp meleklerin konuşmalarını gizlice dinler ve bunları ilişki kurdukları kâhinlere haber verirlerdi. Peygamberimizin doğumu ile cinlerin gökyüzüne çıkmaları yasaklandı ve kâhinlik dönemi kapandı. Gazlardan yaratıldıkları ve renkleri olmadığı için insanlar gözleri ile cinleri göremezler. Ancak içe kapalı, evhamlı ve aşırı duyarlı olanlar, beyinlerindeki hayâl gücü ile cinleri görebilirler. Bu nedenle cinleri görüp korkanlar hemen gözlerini sımsıkı kapasalar ve yüzlerini kalın örtülerle örtseler de, cinleri yine görürler. Çünkü onlar cinleri gözleri ile değil, beyinlerindeki hayâl gücü ile görürler.Cinler şeffaf maddelerden yaratıldıkları için farklı şekillere girebilirler. Genelde keçi, kedi, yılan, kara köpek ve bazen de insan şekline girerler ve o zaman insanlara görünebilirler.lsıdan yaratıldıkları için çok hafif ve şeffaf olan cinler, yerçekiminden de etkilenmedikleri için çok süratli hareket eder, çabuk kızar, öfkelenir ve birbirleriyle çok kavga ederler.Toplumsal kabile hayâtı yaşayan cinler yerler, içerler ve evlenirler. Eşlerine, yavrularına, yuvalarına, akrabalarına ve kabile reislerine çok bağlıdırlar.İnsanlar ölünce çürüyüp aslına yani toprak maddelerine dönüştüğü gibi, uzun ömürlü olan cinler de ölünce aslına yani gazlara dönüşür ve havaya karışırlar. Ölen cinler çok kısa bir zamanda gazlara dönüştüğü için yeryüzünde cin mezarlığı yoktur. İnsanlar cinlerle evlenebilir mi? 
    Hanefî mezhebine göre evlenemez, Şâfî mezhebine göre evlenebilirler. Ancak cinlerle evlenen kimsenin korkusuz ve çok güçlü bir irâde gücüne sahip olması gerekir. Eğer korkak, evhamlı, aşırı duyarlı ve irâde gücü zayıf olursa, cinlerin emri altına girer, dengesi bozulur ve insanlardan kopar. Cinlerin inanç ve ibâdetleri 
    Yüce Allah buyuruyor: 
    Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım. (Zâriyat - 56) 
    Cinler de insanlar gibi akıllı ve bilinçli varlıklar oldukları için İlâhi emirlere uymakla yükümlü ve uygulamadan sorumludurlar. Bu nedenle onlar da mahşere gelecek ve sorgulanacaklar. Cinler hangi dine bağlıdır? 
    Yüce Allah mahşer günü buyuracak: 
    Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi açıklayan ve bugüne (mahşere) kavuşacağınız konusunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? (En’am - 130) 
    Hz. Âdem’den önceki dönemler de, cinlere kendilerinden (cinnî) peygamberler gelir ve Allah’ın emirlerini tebliğ edip onları uyarırlardı. Hz. Âdem yeryüzüne halife olunca, cinlerde Hz. Âdem’e ta bi olmakla yükümlü kılındılar ve cinnî peygamberlik dönemi kapandı.İnsanlar cinlerden yararlanabilir mi? 
    Yüce Allah’ın verdiği özel bir mucize ile Hz. Süleyman cinlerden yararlandı ve onları sadece ağır işlerde çalıştırdı. Devlet başkanı olduğu halde istihbarat işlerinde onlardan yararlanmadı. Hatta Sebe’de Belkıs’ın devlet başkanı olduğunu cinlerden değil, hüdhüd kuşundan öğrendi. 
    Hz. Süleyman’ın dışında hiçbir peygamber cinlerden yararlanmadı. 
    Eğer gizli bilgi toplama konusunda cinlerden yararlanma imkânı olsaydı, Peygamberimiz (s.a.v.) müşriklerle ilgili gizli istihbarat işlerinde onlardan yararlanırdı. Çünkü îman eden cinler de onun sahabeleri idiler.
    Dînî bilgiler konusunda da cinlerden yararlanılamaz ve onların sözleri geçerli kanıt olamaz. Eğer cinlerin sözleri geçerli kanıt olsaydı, İmâm-ı A’zam, İmâm-ı Şâfî, İmâm-ı Mâlik ve İmâm-ı Ahmed İbni Hanbel gibi müctehidler onlardan yararlanır ve İmâm-ı Buhârî gibi ünlü hadis imamları da onların rivâyet ettiği hadis-i şerîfleri bizlere aktarırlardı. 
    Cinler kaybolan ya da çalınan şeyleri bilir mi? 
    Kesinlikle hayır! 
    Yüce Allah buyuruyor: 
    O’nun (Süleyman’ın) ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü ancak (dayandığı) değneği yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Değnek kırılıp da) yere yıkılınca (öldüğü) açıkça ortaya çıktı. Eğer cinler gizli şeyleri bilselerdi, o aşağılayıcı ağır işte çalışmazlardı. (Sebe - 14) 
    Hz. Süleyman camlı köşkünde bir değneğe dayanıp cinlerin çalışmasını izlerken, Azrâil (a.s.) canını aldı ve Hz. Süleyman değneğe dayalı olarak ayakta kaldı.
    Cinler Hz. Süleyman’ın kendilerini izlediğini sanarak günlerce işlerine devam ettiler. Sonra bir ağaç kurdu tarafından kemirilen değneğin kırılması ve Hz. Süleyman’ın yere düşmesi ile onun öldüğünü gören cinler, işlerini bırakıp kaçıştılar.
    Gözlerinin önündeki Hz.Süleyman’ın öldüğünü bilmeyen cinler, kesinlikle gizli şeyleri bilmezler. Eğer bilselerdi, kendileri tutsak gibi günlerce ağır işler de çalışmazlardı. 


    27 Ağustos 2015 Perşembe

    EVRAD-I BAHAİYYE

    (Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahauddin k.s. hazretlerinin evrâdı)
    Bu Evrâd-ı Şerif, hayırların, menfaatlerin celbi (temini-getirilmesi) ve kötülüklerin giderilmesi için okunabilir. Fakat unutmamak gerekir ki; günah veya dinen memnu’ ve mahzurlu olan birşey için okunmasında, dua kabul edilmeyeceği gibi okuyan da günahkâr olur, zarar görür.
    “Şâh-ı Nakşibend hazretleri, ‘Bana bu evrâdı Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) âlemi mânâda öğretti. Her gece bana ders verip talim ederdi. Hatta yanında ezberledim’ buyurmuştur”. [Hamza bin Şemsad, Menbau’l-Esrar]
    Ve yine aynı zat: ‘Evrâdın içinde ism-i Azam'ın 2 kere zikrolunduğunu ve bu ismi 40 kere tecrübe ettiğini söyleyerek, ne zaman ki kitabımda bu ism-i şerifin hangi yerde olduğunu beyan etmek murad ettiysem, her seferinde elim tutmaz, dilim lâl (konuşamaz) oldu. Anladım ki bu mevzuda bana izin verilmiyor’ demiştir.
    Şeyh Ebu Ahmed (k.s.) şöyle buyurdu: ‘Evrâdın içinde bir ism-i şerif vardır ki, yer ile gök hazinelerinin kapıları bu isimle açılır’.
    Muhammed Dımeşkî’den (k.s.) rivayet olundu ki, ‘Kim bu evrâdı hâlis bir niyet ile okursa, bedeninden bütün hastalıklar Allah Teala'nın izni ile kalkar’.
    Bazı rivayetlerde ise Evrâd-ı Bahaiyye hakkında şu dikkat çekici açıklamaları görüyoruz:
    ‘Kim bu evrâdı okursa, Allah Teala ona nûr, hikmet ve yakîn ihsan eder. Sihirden, hasetten, nazardan korur; onun bütün sıkıntı ve üzüntülerini giderir. Ona izzet kapısı açılır’.
    ‘Bir kimse bu evrâdı okursa, ehl-i beyti arasında (ailesi içinde) kavgası olmaz, dirlik ve sevgi içinde geçinir. Ve onun üzerine nûrdan bir çadır kurulur, cinler ve şeytanlar o çadırı geçip eve giremezler’.
    ‘Her ne murad (hayırlı bir istek) için okunursa, Allah Teala'nın izni ile kabul olunacağı bildirilmiştir’.
    Evrâd-ı şerifeler, bâhusus ayet ve hadislerden derlenmiş me’sûr duâlar, tazarrû, niyaz ve ilticalar, istiğfar, salavât-ı şerife, kelime-i tevhid ve sair zikirlerden ibarettir. Muhteviyatında geçen ezkârın fazileti-ecri-mükâfatı, Efendimiz’in (s.a.v.) hadisleri ve evliyaullah’ın (k.esrarahum) ifade ve icma’larıyla sabittir. Akıl ve hafsalanın alamayacağı derecede büyüktür. "Ehl-i zikrin yanında 70 bin rûhânî bulunur. Evrâd-ı Şerif okuyanın yanında, 700 bin rûhânî bulunur." [Amme Cüz'ü Tefsir Notları, s. 113] O bakımdan öyle meclisleri kaçırmamaya, oralardan gafil olmamaya gayret etmek gerekir.Okunmasının hikmeti: Maneviyat erbabının bâtınî yolda terakkisi içindir. Bütün tarikatlerde, bâhusus Nakşî tarikatında bu yolun büyükleri tarafından Evrâd-ı Şerife tilâvetine büyük ehemmiyet atfedilmiştir. Kıymetini bilmek lazım...

    24 Ağustos 2015 Pazartesi

    KASİDE-İ BÜRDE

    1- Son nefeste iman ile gitmek için her Cuma gecesi okunur.
    2- Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini rüyâ’da görmek için her Cuma ve Pazartesi geceleri Kasîde-i Bürde okunur. Bu şekilde hatm-i kebiri olan yüz bir (101) kere okuyan kişi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini rüyasında görür.
    3- Uzun ve huzurlu ömür için okunur.
    4- Rızık genişliği için günde on beş kere bir hafta boyunca okunur.
    5- İstihare için yatsıdan sonra okunur.
    6- Herhangi bir niyetle yatsıdan sonra üç kere okunursa; niyet ettiği şeyi rüyasında görür.
    7- Makam, mevki ve rütbe için kırk bir gece üst üste okunur.
    8- Stres ve sıkıntılar için her Cuma gecesi okunmalıdır.
    9- Hastalıklardan Şifa için (en az) yedi kere okunmalıdır.
    10- Bulaşıcı hastalıkların yayılmaması için kırk bir kere okunur.
    11- Yüksek zekâ ve iyi bir hâfızaya sahip olmak için (Nisan yağmuru suyu, zemzem suyu veya herhangi bir su üzerine) üç defa okunur ve aç karna o sudan içilir.
    12- Ticarette kâr etmek için bir hafta boyunca kırk bir kere okunmalıdır.
    13- Cinlerin şerrinden korunmak için okunur.
    14- Kendisine cin musallat olmuş kişinin üzerine okunur.
    15- Deniz felaketlerinin olduğu zaman en az bir defa okunmalıdır.
    16- Karada belâ, musibet, felaket ve kazalar olduğu zaman okunmalıdır.
    17- Deprem anlarında okunur.
    18- Mal ve mülkün muhafazası için okunur.
    19- Mal ve mülkü tehlikelerden korumak için Cuma geceleri okunmalıdır.
    20- İnsanlar arasında sevginin yerleşmesi için okunur.
    21- Yolculukta sağ salim dönmek için okunur. Ve Maddi ve manevi bütün dertler için okunur.
     beyitler ne maksatla okunur
    • 1, 2, 3, numaralı beyitler kekemeliğin gitmesine vesiledir.
    • 4, 5, 6. beyit stres ve bunalıma şifa için vesiledir. Hâcet için okunur.
    • 9, 10, 11, zalim birine hakkı söylemek (ve tesirli olması) içindir.
    • 13, 14, 15. beyitler tevbe etmeye yardımcıdır.
    • 15, 16 ve 17. beyitlerin kötülüğü yok etmeye faydası vardır.
    • 24 ve 25. beyitler nefis ve şeytana galip gelmek için okunur.
    • 34’den 46. beyite kadar olan beyitleri savaşa giden kişi üzerinde taşırsa çok faydasını görür.
    • 69, 70 ve 71. beyitler düşmandan korunmak içindir.
    • 82 ve 83. beyitler zihin açıklığı içindir.
    • 84 ve 85. beyitler cinleri kovmak içindir.
    • 86, 87 ve 88. beyitler tarla ve bahçelerin bereketi için okunur.
    • 89 ve 90. beyitler güzel konuşmak içindir.
    • 108. beyit bağlı erkeği çözmek içindir.
    • 105. beyitten 115. beyite kadar olanlar zalimlere karşı okunur.
    • 116. beyitten 126. beyite kadar olan beyitler yolcuğun rahat geçmesi içindir.
    • 127. beyitten 134. beyite kadar olan beyitler hırsızdan korunmak içindir.
    • 140'tan 147'ye kadar olan beyitler, hastalıklardan şifa bulmak içindir.
    • 149, 150 ve 151. beyitler akrep ve yılan gibi zehirli hayvanlara karşı tesirlidir.
    • 152’den 163’e kadar olan beyitlerin ölü üzerinde çok faydaları vardır.  
    • Bu beyitler hangi maksatla okunursa okunsun salavât-ı şerife ile birlikte ve en az 10 veya 20 kereokunmalıdır.

    20 Ağustos 2013 Salı

    BERHETİYENİN MÜŞTERİNİN ÇOĞALMASI, BOLLUK VE BEREKET İLE İLGİLİ HAVASI

    Berhetiyenin Bu İsmi (ترقب) Şerifini Cuma Günü Sala Vakti Bir Kağıda 7 Defa Yazılıp, Altına Surei Ali İmranın 37. Ayetini Aşağıdaki Vefkin Etrafına Yazılır. Öt Ağacı Ve Cavi İle Tütsüledikten Sonra İş Yerine Asan Kimsenin İşleri Ve Kısmeti Açılır Ve Oraya Pek Çok Müşteri Gelir.

    28 Temmuz 2013 Pazar

    ÇOCUK İSTEYENLERİN OKUYACAĞI ÂYET-İ KERÎMELER

     Âyet-i Kerîmeler üç kere okunur.

    بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ. ﴿ وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِى الظُّلُمَاتِ اَنْ لَا اِلَهَ اِلَّا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَۚ ﴿

    ٨٧﴾ فَاسْتَجَبْنَا لَهُۙ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّۜ وَكَذَلِكَ نُنْجِى الْمُؤْمِنِينَ ﴾ [سورة الأنبيآء:٢١/٨٧-٨٨ 

    “Zünnûn’u da hatırla.Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini aslâ sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde,“Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye duâ etti.” (88) “Biz de duâsını kabûl ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü’minleri böyle kurtarırız.”

    بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ. ﴿ هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُۚ قَالَ رَبِّ هَبْ ل۪ى مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً ۚاِنَّكَ سَم۪يعُ الدُّعَآءِ ﴿٣٨﴾ فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَآئِمٌ يُصَلّ۪ى فِى

    الْمِحْرَابِۙ اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ  ﴿٣٩﴾ قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ى غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِىَ الْكِبَرُ

    وَامْرَاَت۪ى عَاقِرٌۜ قَالَ كَذٰلِكَ اللّٰهُ يَفْعَلُ مَا يَشَآءُ ﴿٤٠﴾ قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓى اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ اِلَّا رَمْزًاۜ وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَث۪يرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِىِّ

    وَالْاِبْكَارِ۟ ﴿٤١﴾﴾ [سورة آل عمران:۳/۳۸-۴۱­]

    38.     “Orada Zekeriyyâ Rabbine duâ etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duâyı hakkıyla işitensin” dedi.

    39.     Zekeriyyâ ma’bedde namaz kılarken melekler ona, “Allâh sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (‘Isâ’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahyâ’yı müjdeler” diye seslendiler.

    40.     “Zekeriyyâ, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Allâh, “Öyledir, ama Allâh dilediğini yapar” dedi.

    41.     Zekeriyya, “Rabbim! (çocuğum olacağına dâir) bana bir alâmet ver” dedi. Allâh da şöyle dedi: “Senin için alâmet, insanlarla üç gün konuşama-man, ancak işâretleşebilmendir. Ayrı-ca Rabbini çok an, sabah akşam tesbîh et.”

    بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ. ﴿ كٓهٰيٰعٓصٓ ﴿١﴾ ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ﴿٢﴾ اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَآءً خَفِيًّا ﴿٣﴾ قَالَ رَبِّ اِنّ۪ى وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ى وَاشْتَعَلَ الرَّاْسُ

    شَيْبًا وَلَمْ  اَكُنْ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيًّا ﴿٤﴾ وَاِنّ۪ى خِفْتُ الْمَوَالِىَ مِنْ وَرَآئ۪ى وَكَانَتِ امْرَاَت۪ى عَاقِرًا فَهَبْ ل۪ى مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ ﴿٥﴾ يَرِثُن۪ى وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ

    وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا ﴿٦﴾ يَا زَكَرِيَّا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍۨ اسْمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا ﴿٧﴾ قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ى غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ى عَاقِرًا وَقَدْ

    بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا ﴿٨﴾ قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا ﴿٩﴾ قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ى اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ

    ثَلٰثَ  لَيَالٍ سَوِيًّا ﴿١٠﴾ فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ﴿١١﴾

     [سورة مريم:۱۹/۱-۱۱­]

    1.       “Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd.

    2.       Bu, Rabbinin, Zekeriyyâ kuluna olan merhametinin anılmasıdır.

    3.       Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.

    4.       O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım duâlarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrûm olmadım.”

    5,6.    “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyo-rum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Ya’kûb hânedânına vâris olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!”

    7.       (Allâh, şöyle dedi:) “Ey Zekeriyyâ! Haberin olsun ki biz sana Yahyâ adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.”

    8.       Zekeriyyâ, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” dedi.

    9.       (Vahiy meleği) dedi ki: Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: “Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”

    10.     Zekeriyyâ, “Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işâret ver”, dedi. Allah da, “Senin işâretin, sapa-sağlam olduğun hâlde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır” dedi.

    11.     Derken Zekeriyyâ ibâdet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara “Sabah akşam Allâh’ı tesbîh edin” diye işâret etti.”

    بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ. ﴿ قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَآءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَآءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَآءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى

    كُلِّ شَىْءٍ  قَد۪يرٌ ﴿٢٦﴾ تُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ﴿

    ٢٧﴾ ﴾ [سورة آل عمران:۳/۲۶-۲۷­]

    26.   “De ki: “Ey mülkün sâhibi olan Allâh’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini azîz edersin, dilediğini zelîl edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”

    27.   “Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölü-den diri-yi çıkarırsın, diri-den ölü-yü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”

    ﴿ رَبِّ هَبْ ل۪ى مِنَ الصَّالِح۪ينَ ﴿١٠٠﴾ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ ﴾ [سورة الصآفات: ٣٧/ ١٠٠-١٠١]

    100.   “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”

    101.   Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.”



    "قُلِ اللّٰهُمَّ يَا عِمَادَ مَنْ لَا عِمَادَ لَهُ يَا سَنَدَ مَنْ لَا سَنَدَ لَهُ يَا ذُخْرَ مَنْ لَا ذُخْرَ لَهُ يَا غِيَاثَ مَنْ لَا غِيَاثَ لَهُ يَا كَر۪يمَ الْعَفْوِ يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ يَا كَاشِفَ

    الْبَلٰٓاءِ يَا عَظ۪يمَ الرَّجَآءِ يَا عَوْنَ الضُّعَفَآءِ يَا مُنْقِذَ الْغَرْقٰى يَا مُنْجِيَ الْهَلْكٰى يَا مُحْسِنُ يَا مُجْمِلُ يَا مُنْعِمُ يَا مُفْضِلُ أَنْتَ الَّذ۪ي سَجَدَ لَكَ سَوَادُ اللَّيْلِ وَنُورِ

    النَّهَارِ وَضَوْءُ الْقَمَرِ وَشُعَاُع الشَّمْسِ وَدَوِيُّ الْمَآءِ وَحَف۪يفُ الشَّجَرِ يَآ أَللّٰهُ لَا شَر۪يكَ لَكَ يَا رَبِّ يَا رَبِّ يَا رَبِّ !."

    --- “Ey direği olmayanların direği! Ey dayanağı olmayanların dayanağı! Ey azığı olmayanların azığı! Ey yardımı olmayanların yardımı! Ey affı değerli olan! Ey günâhlara cezâ vermeyişi güzel olan! 

    Ey belâları açan! Ey Kendisine büyük umutlar bağlanan! Ey zayıfların mededi! Ey boğulanların kurtarıcısı! Ey helâk olanları necâta kavuşturan! Ey güzellik sâhibi! Ey iyilik sâhibi! Ey ni’met sâhibi! Ey fazîlet sâhibi!

    Gecenin karanlığı, gündüzün nûru, ay-ın ziyâsı, güneşin ışınları, suların sesi ve ağaçların hışırtısı ancak Sana secde etmektedir. Ey hiçbir ortağı bulunmayan Allâhım! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî!”

    Dersin, sonra hâcetini istersin ve isteğin verilmeden de yerinden kalkmazsın.

    "بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ، إِنَّ اللّٰهَ وَعَدَ الصَّابِر۪ينَ الْمَخْرَجَ عَمَّا يَكْرَهُونَ وَالرِّزْقَ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُونَ جَعَلَنَا اللّٰهُ وَإِيَّاكُمْ مِنَ اللَّذ۪ينَ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ

    وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ)"

    ‘Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla! Allâh-ü Te’âlâ sabredenlere istemedikleri her şeyden kurtuluş ve ummadıkları yerden rızık vaad etmiştir. Allâh-ü Te’âlâ bizi ve sizi korkudan ve üzüntüden kurtarılmış kullarından eylesin’

    21 Temmuz 2013 Pazar

    KUR'AN-I KERİM 'DE ARAPÇA OLMAYAN KELİMELER

    Kur'an-ı Kerim Arap lisanı üzere nazil olmuştur. Bir çok âyetlerde Kur'an Arabî olmakla tavsif edilir.
    Resulullah, Kur'an'ı kavmine anlıyacakları açık bir lisanla okuyordu; bundan on beş asır evvelki Arap diliyle yâni Hicaz'da, Mekke'de konuşulan Kureyş diliyle ifade edilmiştir. Bunda hiç şüphe yoktur. Ancak şurası da bilinmelidir ki, arapça o devirde bir dildi, fakat muhtelif lehçeleri olan bir dil. Kur'an ise Kureyş lehçesiyle inmiştir. Çünkü Mekke bir kültür merkezi idi; arapçanın en güzeli orada konuşuluyordu.
    Mekke hac mevsimiyle, Beyti Şerifiyle, birer edebi dernek olan Ukâz, Zül, Mecâz, Mecenne gibi panayırlarıyla Arapların kültür merkezi olduğu gibi aynı zamanda ticaret merkezi idi. Arap kafileleri, ticaret kervanları şimale, cenuba giderek başka yerlerle temas halinde idi. Şimale gelenler Bizans'a tabi olan Hıris-tiyanlarla temas ediyorlar, şimal doğuya gidenler İran Mecusileriyle görüşüyorlardı. Bu temaslarda kültür, medeniyet, edebiyat, vesaireye dair bilgi ediniyorlardı. Medeniyetin ve kültürün bir milletten başka bir millete geçişi temaslarla olur. Komşu milletler birbirlerinden görüp öğrenirler.Bu temaslar ve ticari münasebetler neticesinde Farsça ve Yunanca kelimeler Arapçaya girmiştir. En büyük kültür lisanıdır. Milletlerin birbirleriyle temasları neticesinde ilk müteessir olan lisandır. Aynı yol ile Arapçaya Süryanice, İbranice, hattâ Türkçe lûgatlardan da kelimeler girmiştir.Cenuba giden ticaret kervanları da böyle temaslar yapıyordu. Hatta ticaret merkezi olan Mekke'de az da olsa İranlı, Yunanlı, Mısırlı, Habeşli kimseler gelip oturuyorlardı. Şüphesiz bunlar Arapçayı öğreniyorlardı. Arapçaya da bir çok kelimelerin bu vesile ile girmesi tabii bir şeydir. Bütün bunlardan şu neticeye varırız: Mekke lisanı diğer Arap lehçelerinden bu giren kelimeler bakımından farklı idi. Onlarda bu yabancı dillerden giren kelimeler yoktu. Çünkü onlarda bu kelimelerin medlülleri, müsemmaları yoktu. Onun için aşağıda Kur'an'daki Arapça olmayan kelimeleri sayarken bir çoğunun Araplarda olmayan, bulunmayan, Arap hayatının tanımadığı şeylere ait kelimeler olduğunu göreceğiz. Temaslar neticesi giren bu kelimeler hac kafileleriyle yavaş yavaş kabileler arasına da yayılıyordu.
    Mevzuatül-Ulûm bu hususta diyor ki:
    "Vakta ki meselâ siyab-ı cenneti zikretmek vacip olduysa ve lâfzı müfred zikri siyabül-harir demekten evlâ olduysa lâfzı "İstebrak" zikrolundu. Zira, Arapta siyab-ı harir olmamağın anın için bir ismi müfred dahi vaz' olunmamıştır. Bunun gayrı dahi bu kıyas üzeredir."
    Demek Arapçaya da başka milletlerin dillerinden kelimeler girmişti. Zaten yeryüzünde başka dilden kelime almayan tek bir dil var mıdır? Bugün birbirine yabancı saydığımız diller arasında müşterek kelimeler yaşamıyor mu? Hele bir guruptan olan diller arasında bunlar ne çoktur. Fransızca, İngilizce, Almanca ile Farsça arasında müşterek kelimeler ne kadar boldur. Bu dillerde Arapçadan alınma kelimeler de vardır. Türkçede Farsça, Farsçada Türkçe kelimeler çoktur. Böylece Arapçada da, başka dilden kelimeler mevcuttur. İslâmın geniş müsamaha ve ilmi hürriyet devrinin âlimleri bu kelimeleri tesbit etmişlerdir.
    Mevzuatül-Ulûm bu bahsinde şöyle diyor:
    "Arap/Aribe bazı harekât ve esfarda şâir elsine eshabı olan nâs ile ihtilat ve istinas eylemişlerdir. Ol cihetten anların lûğatından bazı elfaz ve kelimat kendilerin lisanı ile mahlut ve memzuç olup mabeynlerinde bu veçhile sâri oldu ki fasih mecrasına câri olup anları dahi muhaverât ve eş'âr ve edebiyatta istimal ve isbat eylediler, ol ecilden Kur'an-ı Azim'de dahi lûgat-ı mezbure idhal olunup ol veçhile inzal olundu... Böyle bir kaç kelimâti gayr-i Arabiyye-i kalileyi müştemil olmak Kur'an Arabî olmağa münafi değildir." 
    Mevzuatül-Ulûm burada şu ince noktaya da işaret ediyor: ''Ve dahi bunun vukuunda hikmet budur ki Kur'an-ı Mübin, camii ulûmi evvelin ve âhirin ve
    hâkii nehci mütekaddimin ve müteehhirindir. Bes anda cemi-i elsine ve lûgata işaret olmak gerektir.
    Lâkin her lûgattan Ahef ve A'zebi ve Miyanı Arapta istimal cihetinden ekseri ihtiyar olunmuştur." İbni Nakîb, Hasais-i Kur'an'da şunu kaydeder:
    "Kur'an bütün Arap dillerini, lûgatlarını havi olduğu gibi Rum, Acem, Habeş, vesair milletlerin lûgatlarından da çok şey ihtiva eder."
    Umumî Peygamberin kitabında bilûmum dillerden kelimeler bulunmak yüksek bir remz taşır. Bu bütün insanlığı kucaklayan bir vahdet sembolüdür. Milletleri birleşmeye dâvettir.
    Tacüddini Sübkî (H. 756/M. 1355) Kur'an'da vaki Arapça olmayan kelime-lerden yirmi yedisini bir manzumede toplamıştır. Sonra İbni Hacer (H. 852/M. 1448) 24 kelimeyi buna ilâve etmiştir. Süyutî de 60 kadar kelimeyi nazma çekip bunları tamamlamıştır. Hepsi yüzden fazla olmuştur.
    Bu manzumelerin üçü de Mevzuâtül-Ulûm'un ikinci cildinde yazılıdır.
    Kahire Şarkiyyat Enstitüsü Sami Diller Profesörü Ajeffery, 1938'de neşrettiği eserinde Kur'an'da 320 yabancı kelime çıkarıyor. Bunların üçte biri mevki isimleri ve şahıs adlarıdır. Alemler değişmez. Kalanın bir kısmı Sami dil-lerle kök maddeleri müşterektir. Telâffuz ayrılır. Ona göre Ednâ bir mülâbese ile dile girmiş yabancı kelime sayılanlar da vardır: Âyet, Errahman, Tefsif, Din, Rab, Kitab, Nebî, İlâh... gibi...
    Yukarıda bahsi geçen manzumelerde İbni Hacer (Rahim) kelimesini, Süyutî
    ise (Rahman, Melekût, Kâfir, Kayyum) kelimelerini Arapça olmayan kelimeler meyanında sayar.Ajeffery, tennür kelimesinin tandırdan olduğunu söylüyor. Kelime Akatça yani Türkçedir. Gassak, tennür kelimeleri gibi yakut, turab kelimelerini de Türkçe gösterirler. Bunları eski kaynaklar zikrederler.
    Bu yabancı kelimelere bakarsak bir kısmı: Tur, Rum,Yahud, Mecusî, Tagut, Mısır gibi alemdir. Hâs isimdir. Onlar pek tabii değişmez. Bir kısmı: Süradık, Eraik, İstebrak, Sündüs, Sicil, Karatis, Esfar gibi cahiliyet hayatının tanımadığı şeylerdir. Bir kısmı: Selsebil, kâfur, zencebil, yakut, ebarık gibi bedevi hayatta bulunmayan şeylerdir.
    İslâm uleması Kur'an'daki bu gibi kelimeleri tesbit etmişler, yabancı dil-lerden eskiden girip te Arapçaya karışmış, Arapçanın malı olmuş bulunduğundan Kur'an'ın istimal ettiği bu gibi kelimeleri, kabilelerin lehçelerinden olanları toplamışlar, onları gösterir eserler yazmışlardır. 

    10 Temmuz 2013 Çarşamba

    CİNLERİN ŞERRİNDEN EMİN OLMAK İÇİN

    Aşağıdaki dua İmamı Gazali Hz'nin el-Afak adlı kitabında şöyle nakledilir.

    Büyük İmam Zeynel Ağabidin Hazretleri: " Ben bu duayı okuduğum zaman bütün insanlar ve cinler alemi bir araya toplansalar bana zerre zarar veremezler. Çünkü ben bu duayı okuyunca Mevla'nı koruması altındayım" buyurmuştur.

    Bu duayı sabah okuyan akşama kadar, akşam okuyan sabaha kadar korunmuş olur.

    بِسمِ اللّٰهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
    بِسْمِ اللّٰهِ وَبِاللّٰهِ وَمِنَ اللّٰهِ وَاِلَي اللّٰهِ وَعَلَي اللّٰهِ وَفِي سَبِيلِ اللّٰهِ اَللّٰهُمَّ اِلَيْكَ اَسْلَمْتُ نَفْسِي وَعَلَيْكَ وَجَّهْتُ وَجْهِي وَاِلَيْكَ فَوَّضْتُ اَمْرِي فَاحْفَظْنِي بِحِفْظِ الْاِيمَانِ مِنْ بَيْنِ يَدَيَّ وَمِنْ خَلْفِي وَعَنْ يَمِينِي وَعَنْ شِمَالِي وَمِنْ فَوْقِي وَمِنْ تَحْتِي وَادْفَعْ عَنِّي بِحوْلِكَ وَقُوَّتِكَ فَاِنَّهُ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ

    ASİ ÇOCUKLAR İÇİN

    * Aşağıdaki esmalar yazılır ve suya atılır,
    * Yine aynı suyun üzerine 66 defa aynı isimler okunur.
    * Bu sudan yiyecek ve içeceklerine katılır, elbiselerine serpilir.
    * 21 gün içilmesinin büyük faydası olur,
    * Yazmak mümkün değilse isimler 111 defa suya okunur.
    * Yukarıdaki tertip sayılara riayet edilerek yapılır ise çocuktaki asilik kalkar ve ahlakı düzelir.

    يَاشَهِيدُ , يَارَاُوفُ , يَامُقْسِطُ , يَاحَلِيمُ , يَاحَسِيبُ , يَامُصَوِّرُ

    "Yâ Şehîdü, Yâ Raûfu, Yâ Mugsidu, Yâ Halîmu, Yâ Hasîbü, Yâ Musavviru"

    6 Temmuz 2013 Cumartesi

    EVLENEMEYENLERİN NASİBİNİN AÇILMASI İÇİN

    بهش بهش بهش  كهل كهل مارش مارش  يارش  يارش سروش سروش هوش هوش نوش نواش  نواش نهراش انحلت عقدة (*) ورغب في خطبتها كل من راها بحق هذه الاسماء العظيمة وبالف الف لا حول ولا قوة الا باللّٰه العلي العظيم وصل اللّٰه علي سيدنا محمد وعلي اله وصحبه اجمعين

    * İşareti olan yere; ayşe(anne ismi ile) oğlu mehmet veya fatma(anne ismi ile) kızı zeynep gibi, eklenir.


     Yukarıdaki dua safran mürekkebiyle yazılır ve günlük ile tütsülenir, sağ pazuya bağlanır. Allah' u Teala' nın izniyle o kişinin nasibi açılır.

    EŞLER ARASINDAKİ SOĞUKLUĞU GİDERMEK VE MUHABBETİ ARTTIRMAK İÇİN

    Eşlerden biri diğerini sevmese ona soğuk davransa, aşağıdaki ayet ve esmalarla hazırlanmış olan tertip, miski amber mürekkebi ile yazılır ve eşlere içirilir ise aralarındaki soğukluk  yerini derin bir muhabbete bırakır Allah'ın izni ile.

    يحبونهم كحب الله والذين امنوا اشد حبا لله ولو يرى الذين ظلموا اذ يرون العذاب ان القوة لله جميعا وان الله شديد العذاب * لو انفقت ما في الارض جميعا ما الفت بين قلوبهم ولكن الله الف بينهم انه عزيز حكيم * وقال نسوة في المدينة امرات العزيز تراود فتاها عن نفسه قد شغفها حبا انا لنراها في ضلال مبين  * فلما سمعت بمكرهن ارسلت اليهن واعتدت لهن متكـٔا واتت كل واحدة منهن سكينا وقالت اخرج عليهن فلما راينه اكبرنه وقطعن ايديهن وقلن حاش لله ما هذا بشرا ان هذا الا ملك كريم * زين للناس حب الشهوات من النساء والبنين والقناطير المقنطرة من الذهب والفضة والخيل المسومة والانعام والحرث ذلك متاع الحيوة الدنيا والله عنده حسن الماب * ونزعنا ما في صدورهم من غل * عسى الله ان يجعل بينكم وبين الذين عاديتم منهم مودة والله قدير والله غفور رحيم

    SIKINTI STRESE KARŞI ESMALAR

    Günlük hayatın sıkıntı ve stresinden kurtulmak için aşağıdaki esmalar 7 defa Salâvatı Şerife ise 11 defa okunur.
     Esmalar

    يَارَحْمَنْ يَارَحِيمْ  يَانُورْ يَاشَكُورْ  يَاحَنَّانْ يَامَنَّانْ  يَامَالِكَ الْمُلْكْ  يَاذَالْجَلَالِ وَالْاِكْرَامْ

    "Yâ Rahmân, Yâ Rahîm, Yâ Nûr, Yâ Şekûr, Yâ Hannân, Yâ Mennân, Yâ Mâlikel Mülk Yâ Zelcelâli vel İkrâm"

    Salavatı Şerife

    جَزَ اللّٰهُ عَنَّي سَيِّدِنَا مُحَمَّدً مَاهُوَ اَهْلُهْ
    "Cezellâhü ànnâ seyyidinâ Muhammeden mâhüve ehlüh"

    22 Mayıs 2013 Çarşamba

    FELÇ İÇİN:

    Sabah namazı ilk vaktinde kılınır. Cuma sabahı başlamak üzere güneş doğana kadar aşağıdaki her güne ait kaside-i bürde beyitleri hastaya okunur. Cuma 1-23, cumartesi 24-45, Pazar 46-68, pazartesi 69-90, Salı 91-114, Çarşamba 115-137, Perşembe 138 den sonuna kadar. Kaside-i bürdeyi okumaya başlamadan evvel bir fatiha üç ihlası şerif okuyup başta peygamberimizin, bütün silsile-i aliyyenin, sahibi tasarrufu zaman olan kutbul aktâbın ve imamı busayrinin ruhlarına hediye edilir. Okumaya “yâ allahu yâ kafi, yâ allâhu yâ şâfi yâ fettah yâ müfettih fetih bil hayr” dendikten sonra başlanır. Kaside-i bürdenin hususi bir nağmesi vardır. Bilenler o nağme ile okurlar. Bilmeyenler normal bir nağme ile okur. Her beytin sonunda “mevlâya salli ve sellim dâimen ebedâ, alâ habiybike hayril halkı küllihimin” beytini okumak tesiri güçlendirir. Okuma bitince “ yâ rabbi bu kasidedeki resulullah aşkına imamı busayrıye şifa ihsan ettiğin gibi şu hasta kulunada Muhammed hürmetine şifa ihsan et” diye dua edilir








    13 Mayıs 2013 Pazartesi

    YANINDAKİ MELEĞİN VE ŞEYTANIN İSMİNİ ÖĞRENME

    İnsanlar doğarken Hafaza melekleri ve Kiramen Katibin melekleri ile beraber bir melek ve bir şeytan daha yaratılır. Bunun ile ilgili olarak Hazreti Aişe radıyallahü anha şöyle anlatmıştır:
    "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir gece yanımdan çıkıp gitmişti. (Benim nöbetimde) hanımlarından birinin yanına gitmiş olabilir diye içime kıskançlık düştü. Geri gelince halimi anladı ve:

    "Kıskandın mı yoksa?" dedi. Ben de:

    "Evet! Benim gibi biri senin gibi birini kıskanmaz da ne yapar?" dedim. Aleyhissalatu vesselam:

    "Sana yine şeytanın gelmiş olmalı" dedi. Ben:

    "Benim şeytanım mı var?" dedim.

    "Şeytanı olmayan kimse yoktur" dedi.

    "Seninde de var mı?" dedim

    "Evet, Ancak onu Müslüman yaptım!" buyurdu."
    Herkes kendi ismine bakaraktan bunların isimlerini öğrenebilir. Bu usul ile ayetlerin veya esmaların görevlileri de bulunabilir.
    Bir isimden müvekkil meleğin ismini bulmak için o ismin ebced ile hesabı yapılır. Çıkan sonuç kendisi ile çarpılır. Rahmani’yi bulmak için çıkan sonuçtan 41 çıkarılır. Çıkan sonuç sol taraftan ebcede çevrilir. Ayrıca sonuna Yâil eklenir. Şeytani’yi bulmak için ise çıkan sonuçtan 325 çıkarılır. Çıkan sonuç sol taraftan ebcede çevrilir. Ayrıca sonuna Ìşin eklenir.
    Bir misal ile açıklamak gerekir ise;
    Nurullah ismini ele alalım. Bu ismin ebcedi 322’dir.
    322 x 322 = 103.684

    Rahmani için
    103.684 –  41 = 103.643               يجودج يَائِيلْ

    Şeytani için 
    103.684 – 325 = 103.361             يججوا عِيشٍ

    12 Mayıs 2013 Pazar

    İsm-i Azam Duası ve Havası

    İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan:
    Allah Teala hazretlerinin on dört ismi vardır. Bunlar ismi-i azamdırlar. Bunları her kim okursa veya taşırsa, Allah Teala o kimsenin beş türlü işini tamam eder:
    * Bir avuç toprağa okuyup da düşmanın yüzüne atılırsa, düşman kör olur. O kimseyi göremez.
    * Eşinin sevgisini kazanmak için 70 defa bu isimler okunup suya üfürülür ve bu sudan o eşine içirilir. Muhabbet hasıl olur.
    * Zalimin şerrinden korkan kimse bu isimleri yazıp boynunda taşırsa, zalimin şerrinden emin olur.
    * Bu dua ya devam eden yoksulluk yüzü görmez.
    * Bu isimleri üzerinde taşıyan kimse insanlar arasında aziz olur.
    On dört isim şunlardır:
    بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ * يَا مَقْلِيشَالِغْ * يَا مُسْتَجِيغَالِغْ * يَا طَهْمُوثَا * يَا شَعْيُوثَا * يَا كَيْغُوشْ * يَا رَعْيُوسْ * يَا مُشْتَرِيثَا * يَا مُشْتَلْشِيَا * يَا مُطَلْوُنَ * يَا قَيْتَرْتُونَ * يَا مُتَحَارِيبَ * يَا مُشْقَلِيقَعَ * يَا مُيْثَارِيثَ * يَا مُسْتَطِيعُ