24 Şubat 2012 Cuma

Tiwanaku’yu Kimler İnşa Etti?


Tarih: İS 6-12, yüzyıllar
Yer: Bolivya

Tiwanaku büyük bir kent değildir ama orada bulunan büyük binaların görülmeye değer olduklarından söz edilir. Başlıca binalardan birinin yakınında büyük taş temeller üzerine inşa edilmiş yapay bir tepe vardır. Bu tepenin ilerisinde insan biçimli iki taş put yer alır… Bunlar o kadar büyüktür ki, küçük devlere benzerler… Bu taş heykellerin yanında, eskiliği ve üzerinde yazı olmaması bu büyük temelleri kimin attığını ya da bunlar inşa edildiğinden bu yana ne kadar zaman geçtiğini bilmeyi imkânsız kılan bir bina daha vardır…
CIEZA DE LEON, 1553

Bolivya’da Titikaka Gölü yakınındaki yaylalarda bulunan Tiwanaku ( Tiahuanaco veya Tiahuanacu) arkeolojik alanı Amerika’larda ilk Avrupalı vakanüvislerin dikkatini çeken en eski anıtların bulunduğu bir yerdir. Bazı anlatımlara göre büyük İnka imparatoru Pachacuti bile 15. yüzyıl sonlarında bölgede zafer yürüyüşü yaparken kalıntıların taş işçiliğinden etkilenmişti. Efsanelere göre imparator, Tiwanaku bölgesinden taş ustalarının Cuzco’da İnka başkentinin inşaatının başına getirilmesini emretmiştir.


Tiwanaku eski Amerika’ların büyük uygarlıklarından birinin başkentiydi. Bu geniş ve planlı merkez, görkemli Tiwanaku Vadisi’nde Güney Titikaka Havzası’nın çayırları üzerine kurulmuştu. Dokuzuncu yüzyılda doruk noktasındayken Tiwanaku piramitler, saraylar, sokaklar ve devlet binalarından oluşan etkileyici bir mimari merkezin çevresinde toplanmış kalabalık bir nüfusa sahipti. Kente, büyük, teraslı, yapay bir taş cepheli piramit hâkimdir.

Akapana olarak bilinen bu piramit, tabanında 197x 257 metre olup 16,5 metre yüksekliğindedir. Akapana’nın kuzey cephesinin yanında Kalasasaya olarak bilinen surla çevrili alan 120×130 metredir. Bölgedeki diğer binalar arasında saraylar, zanaat uzmanları için ikametgâhlar, tapınaklar ve halk için evler vardır. Başkentin bu mimari merkezinin çevresinde vadide düzinelerce köyde kerpiç evlerde yaşayan işçiler ve çiftçiler bulunurdu.

Kentin 30.000 ile 60.000 nüfusa sahip olduğu ve 4-6 kilometre kare bir alana yayıldığı tahmin edilmektedir. Tiwanaku ile göl arasındaki vadi de iskân edilmişti. Bu yerleşim birimleriyle başkentin toplam nüfusu, Tiwanaku’yu İS l. binyıl sonunda dünyanın en büyük kentlerinden biri yapmaya yeterliydi.
TİWANAKU’NUN KÖKENİ VE GENİŞLEMESİ

Tiwanaku Vadisi’nde ve Orta Andlar çevresinde yapılan arkeolojik araştırmalar, Tiwanaku’nun kökenleri hakkında somut bir tablo ortaya koymaktadır. Bölgede ilk insan yerleşimi, Tiwanaku’nun Titikaka Havzası’ndaki yüzlerce köyden biri olduğu İÖ 1500 yıllarında gerçekleşmiştir.

Tiwanaku, yaklaşık bin yıl boyunca etkinliğini artırmaya devam etmiş ve IS 1. binyılın ilk yüzyıllarında bölgenin iki büyük politik merkezinden biri olmuştur. Kuzeyde Pucara da 200-300 yılları arasında gelişerek 100-150 hektarlık küçük bir kent olmuştu. Bu dönemde Tiwanaku da boyut ve yapı olarak herhalde Pucara’ya çok benzemekteydi.

350 yılında Pucara’nın siyasal merkez olması sona erdi, Tiwanaku büyümeye devam etti. 500 yılında Tiwanaku, artık Güney Titikaka Havzası’nda başlıca siyasal güçtü. Tiwanaku, 650 yılında yayılma siyaseti gütmeye başladı. Gölün güneyindeki Güneş Adası’nı ele geçirip orada ilk bölgesel hac merkezini yaparak genişlemeyi sürdürdüler. 800 yılı geldiğinde Titikaka Gölü bölgesinde koloniler kurmuşlardı.

Tîwanaku halkının bu sert çevrede, Amerika’larda ilk devletlerden birini nasıl kurduğunu artık anlamış bulunmaktayız. Halk obsidyen, mısır ve yaylada bulunmayan diğer ürünleri elde etmek için birkaç yüz kilometre uzaktaki kolonilere yerleşmişti. Titikaka Gölü bölgesinde, waru waru eski tekniği kullanılarak göl kıyısındaki bataklık arazi yüksek verimli tarım arazisine dönüştürüldü. Bu tarlalar Tiwanaku topraklarında da, daha ötesinde de saptanmış olup, Tiwanaku devletinin tarımsal tabanını
TİWANAKU’YU KİM İNŞA ETTİ?

Tiwanaku şehri, kuşaklar boyu süren bir muammadır ve fantastik köken kuramları doğuran bir avuç eski yerden biridir. Bilimadamları pamuk, mısır, meyve gibi önemli ürünlerin yetişmediği yüksek, soğuk ve rüzgârlı bir yaylada büyük bir kentin nasıl gelişebileceğini sorgulayıp durmuşlardır. Bu büyük merkezi yapanlar kimlerdi? Bazı tarihçilerin iddia ettiği gibi güneyden gelen göçmenler mi, yoksa orada bin yıldır yaşayan asıl halk mı inşa etmişti?

Yıkıntılar arasında bulunan heykelleri gören ilk Avrupalı yazarlar, eski çağlarda yaşamış dev bir ırktan söz etmişlerdir. 19. yüzyıl sonlarında bilim-adamı Arturo Posnansky, Tiwanaku’nm ilk olarak 10.000 yıl önce Büyük Okyanus kıyısında inşa edildiğini, sonra da jeolojik olarak yükselmiş olacağım düşünmüştür. Yirminci yüzyıl başlarında bazı yazarlar Tiwanaku’nun insanlığın doğum yeri, özgün Cennet Bahçesi ya da efsanevi uygarlık Atlantis olduğunu ileri sürmüşlerdir. Tiwanaku’nuın Çin göçmenleri, Vikingler ve diğerleri tarafından inşa edildiği hakkındaki kuramların sayısı da az değildir.

Dilciler genellikle çağdaş Aymara dili konuşan insanların, Tiwanaku bölgesine 12. yüzyılda geldiklerine inanırlar. Bu kuramlara göre Tiwanaku’yu inşa edenler Pukina adında şimdi kaybolmuş olan bir dili konuşmaktaydılar.

Arkeolojik ve yer adı kanıtları ise Tiwanaku halkının Tiwanaku kurulmadan yüzlerce yıl önce bölgede yaşayan Aymara dili konuşanlar olduğunu akla getirmektedir. Eski Akdeniz ve Ortadoğu’nun büyük uygarlıklarında olduğu gibi Tiwanaku da Titikaka Gölü bölgesinin çağdaş sakinlerinin ataları tarafından kurulmuştur.

23 Şubat 2012 Perşembe

UNUTKANLIĞIN TEDAVİSİ İÇİN

Unutkanligi unutmak icin 

اَللَّهُمَّ ارْزُقْنَا حِفْظَ الْمُرْسَلِينَ وَاِلْهَامَ اْلاَنْبِيَاءِ وَفَهْمَ اْلاَوْلِيَاءِ بِكَرَمِكَ يَا اَكْرَمَ اْلاَكْرَمِينَ وَبِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ 

" Allahümmerzukna hıfzal-mürseliyn . Ve ilhamel-enbiyaa-i ve fehmel evliyaaa-i bi keramike ya ekramel ekramiyn ve bi rahmetike ya erhamer-rahimiyn . " 

Manası: Ey Allahım ! Bizi Rasullerin hafızası, enbiyanın ilhamı, evliyanın anlayışı ile rızıklandır.
Ey Keremlilerin en Keremlisi
Ve Ey Merhametlilerin en Merhametlisi olan Allahım !

Bu duayı 40 gün sabah namazından önce, evvelinde 7 Fatiha okuyarak 70 defa okuyan kimsenin unutkanlık hastalığı gider ve hafızası kuvvetli olur.

Ebul-Faruk Süleyman Hilmi Tunahan hz.leri : "Bir insan gece kalksa, seher vaktinde 40 gün boyunca, 70 defa bu duayı okusa , unutmak nedir inkar eder" buyurmuşlardır.


• Korkulu yerden emniyetle geçmek için

( وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْدِيهِمْ سَدّاً وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدّاً ) okunur.

AHBAB HOCA EFENDİNİN DEFTERİNDEN NOTLAR

mahkemede beraat etmek için

Mahkemeden berâet etmek için ( وَللهُ غَالِبٌ عَلَى اَمْرِهِ ) 1461 defa ve her yüzüncüde ( وَللهِ غَالِبٌ عَلَى اَمْرِهِ ) kasem yapılarak okunur

AHBAB HOCA  EFENDİNİN DEFTERİNDEN NOTLAR                                                                                                   
Bir işin halli, bâhusus mahkemeden beraet için 51 Besmele okuyup, kapıdan girerken 'Huu' denir. Bi-iznillâhi Teâlâ her iş ve müşkil hallolur. Esrâr-ı Besmele'dendir..." [Süleyman Hilmi Tunahan kuddise sırruh, Ahbâb hocaefendi merhum, Notlar, s. 72]
                       

Müşkil vaziyette kalındığında o işin hal ve âsân olması için

Müşkil vaziyette kalındığında o işin hal ve âsân olması için boy abdesti ile 1001 Salat-ı Münciye ve günde 500 Kelime-i Tevhid getiren kula, Mevlâ avuç açtırmaz müşkilini âsân eder.

  • AHBAB HOCA EFENDİNİN DEFTERİNDEN NOTLAR


Nefes darlığına (يَا شَكُورْ ) ismi şerifi zağferan veya siyah mürekkeple bir kâseye 41 defa yazılır, su ile yıkanır ve 7 gün içilirse şifa olur.

AHBAB HOCA EFENDİNİN DEFTERİNDEN NOTLAR

İNSAN


Tasavvufun hedefi insan olunca, tasavvufun insana nasıl baktığını bilmek lazımdır:
İnsanın iki cephesi vardır. 
1- Maddî vücut , 2- mânevî vücut
Maddi vücut herkes tarafından bilinen ve görülen vücuttur. mânevî vücut ise gözle görülmez.
Kur'anı kerimde ve hadîs-i şeriflerde isimleri geçen, Kalb, Ruh, Akıl, Nefs gibi unsurlar hep mânevî vücudun azalarıdır. Bu unsurlar hayvanlarda yoktur.
İnsanın maddî vücûdunun yaşaması için yemeye, içmeye, teneffüs etmeye ihtiyacı olduğu gibi, mânevî vücudun da gıdaya ihtiyacı vardır.
Mânevî vücûdun gıdası ise nurdur. Nur Allâhü Teâlâ Hazretlerinden gelir. Mürşid-i kâmil denilen büyük velîlerin mânevî kalbi vasıtasıyla dağıtılır. mânevî vücut ancak, bu nûru aldığı takdirde sıhhatli yaşayabilir. Nûru alamayan mânevî vücut önce hastalanır, sonra da ölür. Bu, mânevî ölümdür. Bu durumdaki bir insan, yaşayan ölü gibidir. "Onların Kalbleri vardır ; anlamaz, gözleri vardır görmez, kulakları vardır, işitmez. Dikkat edin onlar hayvanlar gibidir; belki de dalâlet hususunda ondan daha aşağıdadır." ayeti kerimesi bu kimseleri tarif eder. (A'raf - 7/179)
Cenâb-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîmin; 191 yerinde "mânevî kalb"den, 49 yerinde "nur"dan , 59 yerinde " akıl"dan, 9 yerinde de "ruh"tan bahsediyor. Tasavvuf işte bu; kalb, ruh, akıl ve nefs gibi mânevî unsurlarla alâkalanır.
Tasavvufun hedefi, insanın mânevî vücudunu, mânevî ölüm ve mânevî hastalıklardan korumak, dünya ve ahırette insanı mânen, huzurlu ve sıhhatli yaşatmaktır.
Tasavvuf ilmine göre İnsanın mânevî vücudunda iki zıt varlık vardır. Bunlardan biri Ruh, diğeri de Nefstir. (Cenâb-ı Hak Kur'an-ı Keriminde her ikisinden de bahsetmektedir.) Bu iki zıt varlık insanın vücuduna hakim olmak için mücadele ederler. Vücut ülkesinde her ikisi de sultan olup idareyi ele almak isterler. İnsanın vücudu, bu iki varlığın savaş ve mücadele alanıdır.
Nefsin gıdası günahlar, yardımcısı da Şeytandır. İnsanın içinden gelen her türlü kötü düşünce, fiil ve ahlaksızlığın sebebi nefstir.
"Nefs (insana) mübalağa ile kötülüğü emreder." (Yusuf Suresi a.52)
"İnsanın en büyük düşmanı iki kaşının arasındaki nefsidir" (Hadis-i Şerif)
"Nefs kötülüklerin deposudur" (Mektubat-ı İ.Rabbani )
İşte din ve tasavvuf, insanın içindeki bu habis ve kötü varlığın terbiyesi ve temizlenmesi ile alakalanır. Başta peygamberler, sonra da peygamberlerin hakîki vârisi olan âlimler ve evliyâullah = Mürşid-i kâmiller (aleyhimüsselam) hep insandaki bu kötü varlığın temizlenmesi, nefsin mağlub olup ruhun galib gelmesi için çalışırlar.