15 Mayıs 2012 Salı

DEVLETTE MEMUR OLMAK VE YÜKSELMEK İÇİN

Yüksek bir memuriyete veya makama talip olan,devlet işine girmek isteyen,İşinde yükselmek,terfi etmek,kariyer,makam,mevkii ve rütbe sahibi olmak isteyenler,kaybetdiği işine veya makamına geri dönmek isteyen kimse;

7 Gece yatsı namazından sonra binbir (1001) kez okursun.

Başlama günü: pazartesi,perşembe veya cuma gecesi başlayın 7 gün devam edin.Doğru yapan herkes istediğini fazlasıyla alacaktır.Eğer işinden makamından atılan kimse bu duayı okursa Allah'ın izniyle geri döner.En doğrusunu Allah c.c bilir.Dualar denenmez inanılarak okunur.selam ve dua ile..

Dua budur bu şekilde binbir kez okunacak

"Ve İlâhuküm İlâhün Vahidün Lâ İlâhe İlla Huver-Rahmanür-Rahim"

Anlamı: "Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir."(Bakara sûresi 163.ayet)

adele ağrıları ve hastalıkaları için

Adale ağrı ve hastalıkları için dua
Allahın isimleriyle tedavi Tedavi Yöntemi:Ağrıyan-hastalıklı- yere el konur ve ilgili esma çokça-yapabildiğince zikredilir ve ağrı geçinceye kadar sürekli tekrar edilir. Şifa verici yalnızca Allah'tır.
Adaleler için: "El Kavi "
arkasından mutlaka şu şifa ayetleri okunmalıdır:

kanser tedavisi için

Kanser tedavisi için dua
Allahın isimleriyle tedavi Tedavi Yöntemi:Ağrıyan-hastalıklı- yere el konur ve ilgili esma çokça-yapabildiğince zikredilir ve ağrı geçinceye kadar sürekli tekrar edilir. Şifa verici yalnızca Allah'tır.
Kanser için: "Celle Celaluhu"

arkasından mutlaka şu şifa ayetleri okunmalıdır:

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Allah'ın Görünmeyen Erleri (Rical'ul Gayb)

Allah-u Zülcelal Hazretleri, insanı hiçbir zaman nefsi ile baş başa, başıboş bırakmamıştır, yaratılış gününden beri insanı denetim ve gözetim altında tutmuştur.

‘Eşref-i mahlukat’ olarak yaratılan insan, yine insanlarla, ama seçkin olan rehber insanların vasıtasıyla irşad edilmiş, yolu aydınlatılmıştır.

Bu rehberler, “Peygamber” denen Allah-u Zülcelal’in elçileri ve onların maneviyatlarının varisleri olan “Veliler”dir.


Peygamberler, Hak’tan aldıkları hakikat meşaleleriyle insanların yollarını aydınlatmış, onları kötülükten korumuşlardır. Peygamberlerin varisleri veliler de aynı yolu takip ederek, insanların hak yola dönmeleri ve aydınlığı bulmaları için gayret ve mesai harcamışlardır. 

İnsanlığın var oluşundan bu yana süregelen ve Peygamber Efendimiz (sav) Efendimiz ile birlikte devam eden Fatiha Suresi’ndeki “İhdina’s Sırada’l Mustakîm…” diye başlayıp devam eden ayetlerin sırrı, insanlığın başlangıcından bu yana devam etmiş ve kıyamete kadar devam edecektir.

Peygamberler ve onların varisleri (veliler) hiçbir zaman kendi arzularıyla kendi nefisleri için ve kendileri namına, ‘asaleten’ bir davette bulunmamışlardır. Onlar sadece ilahi emirle Allah Rızası için ve Hz. Peygamber’in gölgesi altında, insanları hak yola davet etmişlerdir.

Bu yolda öğrenilen ve öğretilen ilk nokta; “Hakikat ehlinin en büyük sermayesi yokluktur” olmuştur. Tevazunun zirvesindeki bu Zatlar, kendilerini, bırakın insanları, herhangi bir eşyadan bile kıymetsiz ve aşağı görme yüksekliğini gösterebilmiş, bunu hayatlarının her anına yansıtmış nadir insanlardır.

Gaye Hak’tır Hakka ulaşmaktır. Şah-ı Nakşibend (ks) hazretleri şöyle buyurmuş: 

“Ben Hakk’ka ulaşmayı istedim. Hak Celle ve Ala Hazretleri beni bu yolda rehberlik yapanlara ulaştırdı. Onlar da beni Hakk’a ulaştırdı. Mürşid-i hakiki Hazret-i Allah’tır.”

Şu ahir zamanın akış biçimini, günahlara düşme konusunda insanların gafletini ve şeytanın insanları kandırmak için elinde bulundurduğu sermayenin çokluğunu gördüğümüzde, insan şunu anlıyor ki; Allah’a giden yolda, İslam’ı anlamada, Peygamber varisi veliler, mürşitler bizim için Allah-u Zülcelal’in lütfu ve bizim için halk ettiği kolaylıklardır. 

Bazı insanlar, Nübüvvetin sona ermesiyle müşahhas örneklerin de bittiğini söyleyerek velayet ve irşad meselesini teorik/ilmi olarak kabul etmelerine rağmen, zamanımızda pratik olarak örneğinin bulunmadığını söylemektedirler. 

Ahmed bin Hanbel (r.aleyh)’in naklettiği bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor:

“Bu ümmet içerisinde kırk kişi İbrahim meşrebi üzerinde, yedi kişi Musa meşrebi üzerinde, bir kişi de Muhammed (sav) meşrebi üzerinde bulunur. Bunlar mertebelerine göre insanların efendisidir.” (Bu hadis, İmam Ahmed Hambel’in Kitabu’z Zühd’ünde sahih, hatta mütevatir olarak belirtilmektedir. Bu ibare için ayrıca bknz. S. Ateş, ‘Sülemi ve Tasavvufi Tefsiri’, İstanbul, 1969, s. 200.)

Yani, her zaman ve her devirde, Allah-u Zülcelal’in veli kulları, manevi alemin erleri mevcut olmuş ve kıyamete kadar da mevcut olacaktır. Manevi alemi yok saymak ya da inkar etmek, gözleri kapatıp ‘güneş yok’ demek gibidir. Zira, insanların hepsi gözlerini kapatsa da güneş yine vardır ve hakikati ortadadır. Geçmişte yaşamış alimler, Allah dostları, bu konuyu ciddiye almış ve hakikatini ortaya koymuşlardır.


Ebu Osman diyor ki: "Budelâ (ebdâl) kırk kişidir, umenâ (eminler) yedi kişidir. Hulefâ (halifeler) üç kişidir, kutup bir kişidir. Velilerin imamı olan kutup, bütün velileri bilir ve yönetir. Ama kendisini kimse bilmez ve yönetmez. Hulefâ olan üç kişi de yedileri bilir ve yönetir. Yediler de kırkları bilirler. Fakat kırklar; yedileri, üçleri ve kutbu bilmezler. Ancak ümmet arasında bulunan diğer velileri bilirler. Diğer veliler de kırkları bilmezler. Kırklardan biri ölürse, ümmet arasında bulunan velilerden biri onun yerine getirilir. Yedilerden biri ölürse, kırklardan biri yerine getirilir. Üçlerden biri ölürse, yedilerden biri yerine getirilir. Kutup ölürse, yerine üçlerden biri getirilir. Bu, kıyamete kadar böyle sürer."

Kehf Suesi’nin 65'inci ayetinde, Hz. Musa'nın, Allah katından kendisine gizli ilim verilmiş salih bir kul ile buluştuğu anlatılır: "(Musa, Orada) Kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik." Bu ayetten, Allah'ın salih kuluna (Hızır Aleyhisselâm'a) kendi ‘ledün’ünden, kendisine arkadaş olan Musa'nın vâkıf olmadığı bir ilmin verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ledün, yanında, katında anlamına gelmektedir.

"Onlar, sadece şu yakın hayatın dış yüzünü bilirler, ahiretten ise onlar tamamen gafildirler" (Rûm: 84/7) ayetinde de insanların çoğunun ancak dünya hayatının görünen kısmını bildikleri, fakat ahiretten habersiz oldukları belirtiliyor. İnsanın bilgisi, dış dünyaya açılan duyuların algısına dayanır. Görünmez olan âlem, duyularla algılanmaz, imanla bilinir.

Sonuç olarak, insan başı boş ve kontrolsüz bir yaşamın ve alemin olduğuna, kendisini ne kadar inandırmak isterse istesin, her şeyi yoktan var eden Yaradan’ın yarattığı her şeyi kendine has şekilde kontrol ettiğini ve nasıl ki kainatı zahirini bir denge ve sebepler zincirine bağlamış ise manevi alemi de bir denge ve sebepler zincirine bağladığını unutmamamız gerekmektedir.
hüzün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Bilim Senfonisi - Kuantum Dünyası - Türkçe Altyazı

11 Mayıs 2012 Cuma

19 Hıfz(koruma) Ayeti

Okunmasında büyük faydalar görülen.cin şeytan insan diğer varlıkların şerrinden koruyan 19 ayeti kerime.
Bismillahirrahmanirrahiym*Ve la yeudühu hıfzuhüma ve hüvel aliyyül aziym* Falllahü hayrun hafizan ve hüve erhamür rahımiyn.VE HİFZAN MİN KÜLLİ ŞEYTANİN MARİD.ve hafaznaha min külli şeytanin raciymin.Ve hıfzan zalike takdirul azizil aliym.İn kullu nefsin lemmâ ‘aleyhâ hâfiz(un).İnne batşe rabbike le şedîdun.İnnehu huve yubdiu ve yuîdu.Ve huvel gafûrul vedûdu.Zul arşil mecîdu.Fa’âlun limâ yurîdu.Hel etâke hadîsul cunûdi.Fir’avne ve semûde.Belillezîne keferû fî tekzîbin.Vallâhu min verâihim muhîtun.Bel huve kur’ânun mecîdun.Fî levhın mahfûzin.Ve hüvel kahiru fevka ıbadihi veyürsilü aleyküm hafezaten.femâ erselnâke ‘aleyhim hafîzân.İnne rabbi ala külli şey'in hafıyz.Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh.İnna nahnü nezzelnez zikra ve inna lehu le hafizun.ve künna lehüm hafizıyn.ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîzın.Allahü hafiyzun aleyhim ve ma ente aleyhim bi vekil.Li külli evvabin hafiyz.ve inne aleyküm le hafizıyn.

El-Alim İsmi.Zeka Ve Manevi Haller

"Ya Alim" Şeklinde Zikr Edilir

1) El-Aliym ism-i şerifi zikretmek kalpleri nurlandırır, kalbe Allâh korkusunu yerleştirir, ilmi ve zekâyı artırır.

2) El-Aliym ism-i şerif Allâh-u Te'âlâ'nın has kullarının zikridir. Bu ism-i şerifi zikretmek seyr-i sülûke yeni başlayanlara çok uygun olur ve bu ism-i şerifte murâkabeye tenbih vardır. "Has" kelimesinin anlamı; İyi nitelikleri kendinde toplamış olan

3) Bu ism-i şerîfi zikretmek hikmete ve sırlı ilimlere ulaştırır, ilim ve manevi marifet tahsiline (elde etmeye) yardımcı olur.

4) Her kim bu ism-i şerifi çokça zikrederse Allâh-u Te'âlâ'yı hakkıyla bilir.

5) Her kim bu ism-i şerifi kendisini manevi bir hal kaplayıncaya kadar mübalağa sığasıyla ve nida harfiyle başlayarak yani (( Yâ Allâmel ğuyûb )) şeklinde zikrederse Allâh-u Te'âlâ'nın manevi ricali(dostları) ile görüşür, kalplerdeki gizlilikler kendisine açılır ve ruhu manevi urucatta (yükseliş basamaklarında) nasibi olduğu makama kadar yükselir.

6) El-Hâtemî (Rahimehullâh)'ın "Kimyâ-i Sa'âdet" isimli kitabında zikredildiği üzere; her kim"Yâ âlimel ğaybi veş şehâdeh." diye namazların sonunda (lOO)'er defa okuyanlar görür gibi imana sahip olurlar.